Çocuğunuza Sebze Tükettiremiyorsanız Gelişim Şuruplarından Faydalanmalısınız

Çocuğunuzun beslenmesi sizden sorulmaktadır. Çünkü, çocuk yaşta, ne beslenme kurallarını bilmektedir; ne de kendisi için nelerin iyi olduğunu… Kaldı ki, bilse bile, bu besinleri kendisi için hazırlayacak ne becerisi, ne de durumu vardır. O halde, çocuğunuzun geleceği için, sağlık durumunun sorumlusu siz anneler olacaksınız demektir. Ne yemesi gerekiyorsa onu yedirmelisiniz. Ancak çocuklar genelde fest-food tarzı beslenmeyi tercih etmektedirler ve bu tarz beslenme de sağlıklı değildir. Çocuğunuz sebze tüketimi gerçekleştirmek durumundadır…
Gelecekte çocuğunuzun karşısına çıkabilecek sağlık problemlerinin %40’ından, sağlıklı beslenme ile; ve ona sebze tükettirmek ile uzaklaşabilirsiniz. Kronik hastalıklardan, kanser, diyabet 2, kalp damar hastalıkları, alzheimer, obezite gibi sorunlardan düzenli sebze tüketimi ile korunabilmek mümkündür. Kronik hastalıklardan, bugün ve yarın, kurtulup korunabilmeleri için, günlük 5 – 10 porsiyon arası sebze ve meyve tüketmek gerekmektedir. Aynı durum çocuklar için de söz konusudur. Tüketilen sebze ve meyvelerin içerisinde, kendilerine özgün besin maddeleri bulunmaktadır ki bu besin maddeleri sağlığımıza pek çok yönden iyi gelen maddeler oldukları halde, pek çoğumuz tarafından bilinmemektedirler.
Sebze ve meyvelerin içeriğinde bulunan gıda molekülleri, biyofaktörler olarak da adlandırılmaktadır; ve bu biyofaktörler, bitkilerden alınan vitamin ve mineraller ile vücudumuza girmektedirler. Biyofaktörler ile, yediğimiz sebze ve meyvelerin sağlığımızı korumasını sağlamış oluruz. Örneğin, brokoli ile, vücudun hormon dengesi sağlanmış olur. Prostat kanserine iyi gelen brokoli, aynı zamanda, göğüs, bağırsak, idrar kesesi kanserlerine de iyi gelebilmektedir. Aynı zamanda brokoli, vücudunuzdaki toksinleri arındırır; ve bağırsak sisteminizin düzenli çalışmasını da sağlar.

Enginarın içeriğindeki biyofaktör ise sinarindir; ve sinarin, enginarın içerisindeki diğer mineral ve vitaminler ile bütünleşerek, karaciğeri temizleyip korumaktadır. Diğer yandan lahana, içerisinde bulunan C, K, B5, B6, folat, Omega 3 gibi vitamin ve mineraller ile oldukça güçlü bir lif kaynağıdır. Kereviz, pırasa, ıspanak gibi daha pek çok sebze, sağlıklı bir gelişim için, ve gelecekte karşılaşacağınız sağlık sorunlarınızın giderilmesi açısından çocuklarınıza yedirebilmeniz gereken sebzeler arasında sayılmaktadır.
Tüm sebze ve meyveler arasında bilinen en etkili olanı ise havuç olarak bilinmektedir. İçeriğinde yoğun miktarda A vitamini ve beta-karoten bulunduran havuç, çocuklar için görme organı olan gözün oldukça iyi çalışmasına, sağlıklı diş, kemik ve cilt yapısının oluşmasına yardımcı olmaktadır.
Eğer çocuğunuza sebze yediremiyorsanız, onun için geliştirilmiş olan özel çocuk gelişim şuruplarından destek alabilirsiniz. Bir kaşık çocuk gelişim şurubunda, ortalama 500 gram sebze bulunmaktadır; ve bu sebze de çocuğunuzun sağlığı; ve gelecekteki gelişimi açısından oldukça önemlidir.

Gebelik Öncesi Sağlık Taraması Yaptırmanın Gerekliliği

Her kadın anne olmak istemektedir; ve bunun da en doğal hakkı olduğunu bilmektedir. Ancak anne olmaya aday olmadan önce yaptıracağınız bir takım sağlık kontrolleri, hem sizin, hem de bebeğinizin sağlığının olumlu yönde gelişmesini sağlayarak; bununla birlikte, yapacağınız doğumun da daha kolay olmasını sağlayacaktır.
Günümüzde bilinçli insan sayısının gittikçe arttığını düşünsek de, halihazırda, hiç bir sağlık kontrolünden geçmeden hamile kalan pek çok kadın bulunmakta. Bu kadınların, ya bebeğe zarar verebilecek sağlık sorunları, hamilelik başlamadan önce zaten var oluyor; ya da, herhangi bir sağlık sorunu olmasa bile, yeni sağlık sorunları olmaması için gereken önlemlerin hiç birini almıyor; ve sonuç itibariyle hem kendisine; hem de bebeğine zarar vermiş oluyor.
Dünyaya bir bebek getirmeye karar veren aileler, bu bebekler oluşmadan önce; yani gebe kalınmadan önce, annenin sağlığını kontrol ettirmelidirler. Bu sayede, annedeki sağlık sorunları, hem gebelik sırasında kendisi için; hem de gebelik sırasında ve sonrasında bebeği için zararlı olmayacak hale getirilecek; ve sağlıklı nesillerin devamı sağlanarak, kişilerin, bebeklerinin daha sağlıklı, kendilerinin de daha rahat olmaları sağlanacaktır. Bunun için eğitilen aileler, gereken zamanlarda gereken müdahaleleri de yapabilecek duruma geleceklerdir.
Gebelik öncesinde, anne adaylarının, öncelikle kötü alışkanlıklarından arınmaları gerekmektedir. Yani alkol ve sigara kullanan kişiler, bu alışkanlıklarından kesinlikle vazgeçirilmeli; vazgeçemiyorlarsa da azaltmaları konusunda uyarılmalıdırlar. Bununla birlikte, anne adaylarının kilo kontrolüne de dikkat etmeleri gerekmektedir. Beslenmelerinde hafif yiyecekleri tercih etmeli; ancak besin değerlerinin yüksek olmasına da özen göstermelidirler. Folik asit kullanmalıdırlar mutlak surette. Bunun yanında, eğer takviye beslenme ürünlerinden faydalanıyorlarsa, kullandıkları takviye beslenme ürününün güvenilir olduğundan emin olmalıdırlar.

Anne adaylarının gebe kalmadan önce yaptırmaları gereken bir takım aşılar da bulunmaktadır. Bu aşılar, annenin, hamilelik sırasında hastalanmamasını sağlamaktadır; çünkü bilindiği gibi hastalık sırasında ilaç kullanmak da, gebelik dönemindeki kadınların yapmamaları gereken bir davranış biçimidir. Human Papilloma Virüs HPV olarak bilinen aşının öncelikle vurulması gerekmektedir. Bunun yanında, kızamık, hepatit B, grip aşısı gibi risk unsuru içeren hastalıklara karşı da önlem mahiyetinde aşılar vurulmalıdır. Anne adayının, cinsel yolla bulaşacak olan hastalıklara karşı durumuna bakılmalı; ve gerekirse, bu yönde de aşıların vurulumu  gerçekleştirilmelidir.
Gebelik öncesinde, bir takım hastalıklarınızın olduğunu biliyorsanız eğer, bu hastalıklarınızı da doktorunuzla mutlaka paylaşmalısınız. Hastalıkların bazıları, gebelik sırasında risk faktörü oluşturmaktadır. Risk faktörü olan hastalıklardan bazıları şunlardır: hipertansiyon hastaları, epilepsi de dahil olmak üzere diğer nörolojik hastalıklar, tiroid ve diyabet hastalıkları, kalp damar hastalıkları, böbrek hastalıkları, astım sorunu olanlar, pıhtılaşma sorunu yaşayanlar… Bu saymış olduğumuz sağlık sorunlarının tamamı, sisteme bağlı bozukluklardır. Bir de psikolojik sağlık sorunları bulunmaktadır ki bunlar, depresyon ve şizofreni gibi hastalıklar olabilmektedirler. Bu hastalıklarınızın tedavisinde mutlak surette ilaç kullanıyorsunuzdur. Hekiminizin bu ilaç tedavisinde size destek olması, gebeliğiniz ile ilgili önlemler almanızı sağlaması gerekmektedir. Aksi halde, bu hastalıklar nedeniyle, ya bebeğinizi kaybedebilir; ya da siz ciddi sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz…
Gebelik öncesi yapılan değerlendirmede, anne adayının; ve baba adayının, genetik hikayesi de dikkate alınmalıdır. Eğer aileden gelen bir genetik hastalık var ise, doktor mutlaka aydınlatılmalıdır. Bununla birlikte, annenin ve babanın sağlık durumlarına; ve yaşlarına bakılmalıdır. Aynı zamanda, anne daha önce sorunlu bir gebelik dönemi geçirdi ise, erken doğum yaptı ise, ölü doğum ya da düşük tehlikesi ile karşılaştı ise, bunun da doktorla, gebelik öncesinde paylaşılması gerekmektedir.
Bu hususlara dikkat eden ailelerin bebeklerinin daha sağlıklı olabileceğini de akıllardan çıkartmamakta; ve belirtilen noktalara dikkat etmekte büyük fayda görülmektedir.

Doğum Sancısını Nefesiniz İle Yenin

Nefes almak, doğduğumuz ilk anda öğrendiğimiz bir davranıştır belki de… Bir bebek doğduğunda, ilk olarak ağlaması sağlanmaya çalışılır. Bunun yapılmasındaki temel neden ise, elbette ki, bebeğin nefes almasının sağlanmasıdır. O halde, nefes almak, bir zorunluluktur bile diyebiliriz. Peki ya nefes almayı unuttuğumuz zamanlar? Ya doğum sırasında nefes almayı hatırlayamazsak?
Nefes almayı unuttuğumuz; ya da gerektiği şekilde nefes almadığımız takdirde, vücudumuzda belirli kilit noktaları oluşmaktadır; özellikle de doğum sırasında… Çünkü doğum esnasında yaşadığınız doğum sancılarının sebebi, bebeğin, ”ben artık geliyorum” dediği andır; ve yavaş yavaş çıkış noktasına doğru ilerlemeye başlar… Ama o bir bebek; ve çıkış yolu da oldukça dar bir kas tüneli diyebiliriz.
Bebeğiniz çıkışa nasıl ulaşacak? Elbette ki annesinin yardımı ile. Bebeğinize doğum sırasında almış olduğunuz nefeslerinizle siz yardımcı olacaksınız. Karnınızda 9 ay taşırken, sürekli olarak onun için her şeyin en iyisini yapmaya çalıştığınız gibi… Peki ama bunu nasıl yapacaksınız? Ne şekilde ve nasıl nefes almalısınız ki hem bebeğiniz rahat bir doğum gerçekleştirsin; hem de siz acı çekmeyin…
Pek çok anne, genellikle herhangi bir sancı ya da beklenmedik bir ağrı sırasında yaptığı gibi, doğum sırasındaki sancılarında da, nefesini tutmayı tercih ediyor. Belki de refleks demeliyiz. Ancak sizin nefesinizi tutmanız durumunda, bebeğinizin çıkışa doğru ilerleyeceği kaslar kapatılıyor. Yani şu şekilde ifade etmek istersek: kapı kapanıyor, bebek ise olmayan gücü ile kapıyı iteklemeye çalışıyor; ve ağırlığı ile de kaslarınızda sancının oluşmasına sebep oluyor…

Şu şekilde bir örnek verelim size; ve siz, doğum öncesinde bu konuyu daha net algılayabilin. Şimdi kendinizi denizde farzedin. Ve su yüzeyinde durmaya çalışıyorsunuz. Bu arada yaptığınız şey nedir? Deniz yüzeyinde insanlar nasıl kalabiliyorlar sizce? Kendilerini tamamen serbest bırakarak elbette. Ancak tam o anda birisi geliyor; ve size hiç beklemediğiniz bir anda dokunuyor; ya da çarpıyor; veya şaka yapıyor… Siz o anda kendinizi kasıyorsunuz; çünkü biliyorsunuz ki su içerisinde düşeceksinizdir. Ve gerçekten de düşüyorsunuz… Dengenizi kaybediyorsunuz. Ancak eğer birinin size dokunacağını biliyorsanız; hiç bir refleks hareketinde bulunmadan yüzmenize devam ediyorsunuz…
Şimdi de şunu düşünün… Siz hamileliğiniz boyunca sürekli nefes aldınız. Bebeğiniz, sizi ona bağlayan kordon sayesinde, sürekli olarak sizden gönderilen nefesi aldı. Siz doğum sancınız başladığında, paniğe kapılır; ve nefes alamazsanız… Bebeğiniz de tam bu anda alışkın olmadığı bir durumla karşılaşacak; ve nefes alamayacak. Aynı zamanda, onun da refleksleri olacak; sancınız artacak…
Peki bebeğinizin, dar bir kas tünelinden oluşan yerde, çıkış noktasına gidebilmesi için, ona nasıl yardım edebilir; ve doğumunuzu kolaylaştırabilirsiniz?
Bebeğinize yardımcı olmak istiyorsanız, diyaframınızı etkin bir şekilde kullanmalı; ve bebeğinize yardım etmelisiniz. Bunu yaparak vurmuş olacaksınız; yani başka bir deyişle, bebeğinizi itekleyeceksiniz. Ne kadar rahat geliyor okurken öyle değil mi? Ya size gerçekten rahat olduğunu; çok kolay yapılabildiğini söylersek? Evet, diyaframı kullanmanız gerçek anlamda oldukça basit. Sadece, A ve I seslerini çıkartmanız gerekiyor.
Nefesinizi, yazımızın başından beri de belirttiğimiz şekilde, kesinlikle tutmayın. Hem nefesinizi tutar; hem de ıkınırsanız, kaslarınızda ödem olacak; kaslarınız şişecek, sancınız artacak; hem bebeğiniz zorlanacak hem de siz. Bunu sakın yapmayın. Ya hızlı hızlı nefes alışverişleri gerçekleştirin; ya da derin derin nefes alın; ve, A I şeklinde bağırmaktan da utanmayın.
Bu işlemi çok rahat bir şekilde gerçekleştiren kişilerin ise sayısı oldukça fazla. Siz neden yapamayasınız?

Bu Kahvaltı Önerilerini Çocuklarınız Üzerinde Uygulayın

Kahvaltı, biz büyükler için bile çok önemli bir öğündür; kahvaltıyı atladığımızda kilo alırız; metabolizmamız yavaş çalışır; bunun yanında, gün içerisinde konsantrasyon eksikliği ve motivasyon sorunları ile karşı karşıya kalırız. Bu nedenle kahvaltıyı en temel öğün olarak görmeli; ve kesinlikle atlamamalıyız. Çocuklar için ise durum çok daha ciddi; kahvaltıyı atlayan çocukların beyin fonksiyonlarında bozulmalar görülüyor; ve bu bozulmalar tüm gün devam ediyor..
Kahvaltı yapan çocukların, okul performansları daha etkin olacağı gibi, gün içerisinde daha aktif olmaları da sağlanacaktır. Bu nedenle, kahvaltının, çocuklar için, günün en önemli öğünü olduğu söylenmektedir. Yapılan araştırmalar ise, ilginç sonuçlar çıkartmaktadırlar karşımıza; öyle ki, çocukların %42 – %59 oranında kahvaltı yapmadıkları tesbit edilmiştir. Bu tesbit sonucunda bir başka sonuç daha ortaya çıkmıştır ki o da, kahvaltı yapmayan çocukların, beyin ve vücut fonksiyonlarının, tüm gün pasif bir şekilde çalıştığıdır. Bu nedenle, çocuklarınızın kahvaltı yapmalarını zorunluluk haline getirmeli; ama onların midelerini de kahvaltı ile bulandırmamalısınız. Neler yapabileceğinize kısaca bir göz atalım:
Sabah kahvaltısında krep yapmaya ne dersiniz? Çocuklar genellikle kahvaltılıkları sevmemektedirler; ancak krepi yiyebilirler; krep arasına peynir koyabilir; ya da reçel sürebilir; ve çocuğunuza o şekilde yedirebilirsiniz. Sabah krep hazırlamak zor geliyorsa, krepin karışımını akşamdan hazırlayın. Sabaha sadece bir kaç dakikada hallolabilecek bir pişirme işlemi kalsın.

Bazı anneler çalışmakta; ve işlerine erken saatlerde gitmektedirler. Kahvaltı hazırlamak ise bu durumda oldukça zor olacaktır. Bu nedenle size önerimiz, tam tahıllı buğday gevreklerinden faydalanmanız; bununla birlikte, muzu ezip süt ile karıştırarak vitamin deposu da almış olursunuz vücudunuza. Çok zor olmaz herhalde; hem de çocuklarınız iştahla yer ve içerler.
Eğer tüm bunlara rağmençocuğunuza evde kahvaltı yatıramıyorsanız, şunu bilin ki, kalabalık ortamda daha rahat kahvaltı yapacaktır. Tam buğdaylı ekmeğin arasına beyaz peynir koyar; ve bunu çocuğunuzun beslenme çantasına koyarsanız, serviste ya da tenefüs aralarında iştahlı bir şekilde yiyecektir.
Kahvaltıyı nasıl sevdirebileceğinizi gördükten sonra, sıra ne tür kahvaltılıklar tüketmeniz gerektiğini bilmenize geldi. Eğer, çocuklarınızın kahvaltılarını sağlıklı bir şekilde yaptıklarında, konsantrasyonlarının ve motivasyonlarının, öğle yemeğini yiyinceye kadar bozulmasını istemiyorsanız, bol proteinli bir kahvaltı yapmalarını sağlamanız gerekmektedir. Kahvaltıda, sizin protein almanızı sağlayacak olan besinler ise, şu şekilde özetlenebilir: yumurta, yumurta akı, süt, yoğurt, peynir, fıstık ezmesi…
Bunun yanısıra, çocuklarınızın, kahvaltı sırasında aldıkları besinler ile öğlene kadar kendilerini enerjik hissedebilmeleri için, meyve, tam tahıllı gıdalar, tam tahıllı un ile yapılmış kekler gibi besinleri de yemelerini sağlayabilirseniz, daha enerjik olmalarını sağlayabilirsiniz demektir. Taze meyve ve sebzelerin, besin değerlerini arttırabilmek için, meyveleri süt ya da yoğurt içerisine karıştırabilir; sebzeleri ise yumurta ile karıştırarak, daha etkili olmalarını sağlayabilirsiniz.
Unutmayın, kahvaltının önemi, çocuklarınızın sağlığının daha iyi olması; ve okul başarısının da daha çok olması için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, mutlaka kahvaltı yapmasını sağlamalı; ve bunu kendiniz için bir görev haline getirmelisiniz.

Çocuklardaki Böbrek Taşlarının Nedenleri

Böbrek rahatsızlığı çok önemli hastalıklardan birisidir. Büyüklerde sıkça görülen bu rahatsızlık, artık çocuklarda da sıklıkla görülmeye başladı. Böbrek ile üriner sistem taşlarının genetik olduğu gibi beslenmeylede ilgili olduğunu biliyoruz. Yeterince sıvı alınmaması ve iklim’deki değişikliklerinde buna sebep olduğu söylenmekte.
Çocuklardaki böbrek taşları yenilenebiliyor, iki böbreğide etkiliyor ve enfeksiyona yol açabiliyor. Bunların önüne geçmek için erken teşhis çok önemli, belirtileri idrarda kanama, karın ağrısı, idrar yolu enfeksiyonlarında doktorunuza mutlaka gitmeli, gerekli incelemeler bir an önce yapılmalıdır. Böbrek sancısının çok acı verdiği söylenir.
Ultrasonografi yaptırılarak taş olup olmadığı saptanır. Ultrasonografi’den sonuç alınamıyorsa eğer,  tomografiden de yararlanılabilir. Çocuklarda taş tespit edildiğinde
nefrolojik değerlendirme yaptırıp, metabolik bozukluğun var olup olmadığı araştırılmalıdır.

Bebeklere ve çocuklara idrar tahlili yeterli gelmektedir. Fakat büyük çocuklarda, bir günlük yani 24 saatlik idrarın toplanması ve idrar elektrolitlerinin incelenmesi gerekir. Taş düşüren hastaların düşürdükleri taşın incelenmesi yapılmalıdır.
Beslenmeyle de alakası olan böbrek rahatsızlıklarında  , bol su tüketmeli, tuzu hayatımızdan çıkartmalı, hayvansal besinleri az tüketmeli ve sebze ile meyveleri çok yemek gerekir.
Çocuklarda taş oluşmasına neden olabilecek yiyecekler ve içecekler arasında, çerez, kraker, cips, çay kahve, çikolata sayılabilir. Bunun yanı sıra bazı ilaçlarda böbrek taşlarına neden olmaktadır. Taşlar bir santimetre ve daha büyükse o zaman kırdırma yöntemi ile onlardan kurtulmak mümkün. Gerekirse ameliyat ilede alınabilir. Çocuklarımızı zararlı olan herşeyden korumamız başlıca görevlerimizden birisidir.

Bebeklerde Anormal Olduğu Düşünülen Normal Durumlar

Anne adayları; bebeğiniz ilk doğduğunda, bir takım, size anormal gelen durumlar ile karşılaşabilirsiniz. Unutmayın, size anormal gelen bebeğinizin, anormal şekli, aslında normal bir şekil olabilir. Bilmeniz gereken bazı noktalar vardır; bu noktaları bilirseniz, hem bebeğinize uyum sürecinde daha çabuk yol katedersiniz; hem de gereksiz korkulara kapılmanıza gerek kalmaz. Ancak ilk başta şunu bilin; ve unutmayın ki, bebeğiniz ilk doğduğu anda, kartpostallarda gördüğünüz bebek resimlerine benzemeyecektir. Belki çirkin olacak; belki kafası büyük; belki de çok zayıf olacak… Ancak önemsemeyin; ve korkmayın. Bebeğiniz 6 haftalık olduğunda, bir çok yönden değişecektir. Bakalım yeni doğan bebeğiniz ile ilgili neleri bilmeniz gerekiyor:
Bebeğin kilosu: Bebekleriniz genellikle, 3 – 3.5 kilo arasında doğarlar. Sağlıklı bebeğin olması gereken kilo aralığı, normal zamanında doğan bir bebek için bu şekilde olmalıdır; ancak 2.5 kilo doğan bir bebeğin de zayıf olarak nitelendirilmemesi gerekmektedir. Olur da bebeğiniz 2.5 kilonun da altında doğarsa, o halde, zayıf bir bebeğiniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Kilo alt sınırı 2.5 iken, üst sınırı da 4’tür. Ancak 4 kilodan fazla doğan bir bebeğiniz varsa, onun için toraman tabirini kullanabilirsiniz.
Bebeğin Boyu: Normal zamanında doğan bir bebek, ortalama 50 cm civarında olacaktır. 2 cm kısa; ya da 2 cm uzun olmasının da herhangi bir sakıncası yoktur. Ancak siz eğer, bebeğinizin büyüdüğünde uzun boylu mu yoksa kısa boylu mu olacağını merak ediyorsanız; bunu anlayabilmeniz için henüz daha çok erken olduğunu bilmelisiniz. 1 yaşına gelene kadar bebeğiniz, normal genetik kodlarına göre uzayacaktır. 1 yaşından sonra, bebeğinizin boyunun, ilerleyen zamanlarda nasıl olacağına dair tahminlerde bulunabilirsiniz.
Bebeğin başı: Yeni doğan bebeklerin başlarının çevresi normalde 33 – 37 cm arasında değişmektedir. Ancak normalde 35 cm olabilir. Bebeğinizin başının çok büyük olduğunu düşünüyorsanız, haklısınız. Ama bebeğinizin başının, zaten bu ölçülerde olması gerekmektedir; bedeninden büyük olacaktır başı. İlerleyen zamanlarda da bu şekilde devam edecek; ve başı büyük bir çocuk gibi görünebilecektir gözünüze; ama bu sizi korkutmasın; olması gerekenin, zaten bu olduğunu unutmayın.

Bebeğin kafası için başka bir noktaya daha dikkat etmiş olabilirsiniz; o da, bebeğin kafasının şeklidir. Kimi bebeklerin kafaları yuvarlak olurken, kimi bebeklerin kafalarının ise sivri olduğunu görürsünüz. Bu, bebeğinizin ne şekilde doğduğu ile alakalıdır. Sezaryen ile doğan bebeklerin kafası genellikle yuvarlaktır; ancak normal doğum ile dünyaya gelen kimi bebeklerin kafaları sivri olabilmektedir. Bu sivriliğin nedeni ise, doğum kanalının dar olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bebeğiniz hep öyle sivri kafalı olarak kalmayacaktır elbette; yatış şekline dikkat ettiğiniz sürece, bir kaç ay içerisinde, sizin de bebeğinizin kafası yuvarlak bir şekil alacaktır.
Bebeğinizin kafasının yumuşak olması da sizin dikkatinizi çeken; ve belki de korkutan bir durum olabilir. Bebeğin başının yumuşak olan kısmına bıngıldak adı verilmektedir. Bıngıldak, bebeğinizin kafasının arka kısmında küçük; üst kısmında ise büyük bir yer kaplamaktadır. Bebeğinizin kalp atışlarını, bıngıldak bölgelerinde hissedebilirsiniz. Arkadaki bıngıldak, 2 – 6 ay arasında kapanacaktır; ancak kafanın üst bölümünde yer alan bıngıldak, 18 ayı bulabilir. Bu durumun sizi korkutmasına gerek yok. Yapmanız gereken tek bir şey var; o da, bebeğinizin kafasını herhangi bir yere çarpmamasına özen göstermek…

Normal Doğum İle Doğanlar Daha Sağlıklı

Bebeklerini, ne şekilde bir doğum ile dünyaya getireceklerini bilmeyen anneler, genellikle kendilerinin doğumda yaşayacakları sancıları düşünerek, sezaryen ile doğum yapmayı, normal doğum yapmaya tercih ederler. Ancak Sağlık Bakanlığı, normal doğumun mümkün olabildiği durumlarda, sezaryene izin verilmemesi gerektiğini öne süren açıklamalarda bulunmuştur. Peki anne adayları, sezaryen doğm ile daha az sancı çekerken, bebeğinizin sağlık durumunu hiç düşündünüz mü? Normal doğum belki sizin canınızı biraz yakacaktır; ancak belki bebeğinizin sağlığı açısından daha mantıklıdır. Bu bilgiyi edindiğinizde, hala sezaryen ile doğum yapmayı ister miydiniz? O halde biz size bu bilgiyi veriyoruz: Normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, sezaryen ile dünyaya gelen bebeklere oranla çok daha sağlıklı; ve bağışıklık sistemi güçlü bebekler olurlar…

Sezaryen ile doğan bebekler, normal doğum ile doğan bebeklerin aldığı faydalı bakterilerden mahrum kalıyorlar. Bu nedenle de daha az sağlıklı ve güçlü oluyorlar. Çünkü, sezaryen ile doğan bebekler, normal doğum ile doğan bebeklerin geçtikleri kanallardan geçemiyorlar. Ve faydalı bakteriler de bu doğum kanalında yer alıyor… Sezaryen ile doğan bebekler, bu şekilde, annelerinden almaları gereken doğal bağışıklığı alamamaları nedeniyle, alerji, astım gibi hastalıklara, daha çabuk yakalanabiliyorlar.
Elde edilen bu bilgiler, aslında yeni bilgiler değildir. Şöyle ki: daha önce yapılan araştırmaların sonuçlarında da, sezaryen ile doğan bebeklerin, normal doğum ile doğan bebeklere göre, daha çabuk gıda alerjisine yakalanabildikleri kanıtlanmıştı..

Hamilelikte Pirinç Kullanımının Gerekliliği

Eğer hamile iseniz, anne adayıysanız; ve dünyanızı renklendirecek bir bebeğiniz yola çıkmış size doğru geliyorsa, bu durum sizde de bir takım değişimlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Bunlardan bir tanesi de, kalsiyum, vitamin; ve demir eksiklikleridir. Siz kendinizdeki bu eksiği kapatmalısınız ki, hem daha sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirebilin; hem de bebeğinizin sağlığı yerinde olsun.
Hamilelik döneminde eksikliği hissedilen kalsiyum, vitamin ve demir eksikliğinin giderilmesi; ve hatta oluşmadan önlenebilmesi için, anne adayının bol miktarda tahıl; ve kuru baklagil tüketmesi gerekmektedir. Özellikle pirinç tüketirseniz, hem bebeğinizi daha sağlıklı büyütmüş olursunuz; hem de siz daha sağlıklı ve daha dik durabilirsiniz hamilelik sürecinizde.
Pirinç içerisinde bulunan pek çok vitamin ve mineral, hamilelik döneminde, anne adayına ve bebeğe büyük katkılar sağlayacaktır. Çünkü pirinç, doğal bir vitamin ve mineraller deposu olarak bilinmektedir. Pirinç içerisinde, A, B1, B2, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor, karbonhidrat, protein, potasyum, sodyum ve çinko bulunmaktadır.

Hamilelik dönemindeki anne adayı, demir ihtiyacını ikiye katlamaktadır. Bebeğiniz, hamileliğinizin son dönemlerinde, doğumdan sonra kullanabilmek üzere, kendi bünyesinde demir depolamalıdır. Bu nedenle de, özellikle, hamileliğinizin son döneminde tüketeceğiniz pirinç, bebeğinizin ve sizin demir ihtiyacınızı büyük ölçüde karşılayacaktır.
Pirinç, aynı zamanda, tansiyonu dengeleyen, şeker oranını sabit tutan, hazmı kolay bir besin maddesi olması ile bilinmektedir. Şekerinizin sabit olması sebebiyle hamileliğiniz daha rahat geçerken, tansiyonunuzun da düzenlenmesi sayesinde, hamilelik sırasında ortaya çıkan yüksek tansiyon riskinden de kurtulmuş olursunuz. Pirincin içeriğinde bulunan vitamin ve minerallerin faydalarına baktığımızda,
A vitamini: Diş eti, deri ve saç sağlığı açısından gerekli vitaminlerden bir tanesidir.
B1 vitamini: Bebeğin gelişim aşamasında, hücrelerinin oluşmasına, sinir sisteminin dengelenmesine; ve dolaşım sistemine fayda sağlaması sebebiyle, hamilelik döneminin vazgeçilmez vitaminlerinden bir tanesidir.
B2 vitamini: Besinlerdeki enerjiyi açığa çıkartır. Bu özelliği ile, ihtiyaç duyduğunuz enerjiyi elde etmenize yardımcı olur:
Kalsiyum: Bebeğinizin kemik ve vücut yapısının sağlıklı gelişmesine katkıda bulunurken, sizin de, kalsiyum eksikliği nedeniyle yaşayacağınız ağrılarınızın ortadan kaldırılmasını, diş çürüklerinin önlenmesini, bunun yanında, el ve ayak tırnaklarınızın güçlenmesini sağlaması ile bilinen etkilere sahiptir.
Pirinç, aynı zamanda, anne sağlığı açısından, bebeğin gelişimine de büyük ölçüde katkı sağlayan folik asit alımı bakımından zengin bir besindir.

Hamilelik Sorunları Ve Alınabilecek Önlemler

Her kadın, annelik duygusunu yaşamak ister. Ancak her kadın, anne adayı olduğu zaman yaşamış olduğu sorunlarından şikayetçi olabilmektedir. Kiminin beli ağrırken, kiminin midesi bulanmakta; başı dönmektedir. Ancak siz, bir takım önlemler alarak, normal bir hamilelik dönemi geçirebilirsiniz.
Elbette hamilelik döneminde ortaya çıkabilecek olan problemleri tamamen yok etmemiz gibi bir imkanımız yoktur. Ancak size biraz sonra vereceğimiz önlemler ile, hamilelik döneminde yaşayabileceğiniz sorunları ortadan kaldıramasanız da azaltabilmeniz mümkün.
Hamilelik döneminde herkesin sorun yaşayabileceği gibi bir durum yoktur. Ancak anne adayları, çevrelerinde gördükleri bazı olumsuz gebelik durumlarından kötü etkilenebilir; ve hamilelikten korkabilirler. Oysa ki bunları siz de diğerleri kadar ağır yaşayacaksınız diye bir durum söz konusu değildir. Ne gibi önlemler alarak, ne gibi sorunlarınızdan kurtulabileceğinize şöyle bir göz atalım:
Hamilelikte ortaya çıkan bulantılar, 4 – 8 hafta arası anne adaylarında başlar; ve 10. haftaya gelindiğinde zirve noktasına ulaşır. Ortalama 14. haftaya kadar da devam eder; hatta bazen, hamilelik dönemi boyunca devam eden bulantıların görüldüğü vakalar da olabilmektedir. Sabah saatlerinde daha çok kendini gösteren bulantılar, bazen, tüm güne de yayılabilmektedir. Mide bulantılarının asıl nedeni, HBCG adı verilen hormonun yüksek seviyede olmasından kaynaklanmaktadır. B1 ve B2 vitaminlerinin eksikliğinden kaynaklanan bulantılar olabileceği gibi, çoğul gebeliklerden de kaynaklanan bulantıların görülebilmesi olasıdır. Bununla birlikte psikolojik sorunlar da, sizin bulantılar yaşamanıza sebep olabilmektedir. Halk arasında üzüm gebeliği olarak adlandırılan mol gebeliğinin de şiddetli bulantılara neden olabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Bulantı ve kusmalardan kendinizi koruyabilmek için, gürültü ve ışığın daha az olduğu ortamlarda bulunmayı tercih etmelisiniz. Bununla birlikte koku olan mekanlardan da, elinizden geldiğince uzak durmalısınız. Yemek yapan gebelerin de mide bulantıları ile karşılaştıkları görülmektedir. Temizlik maddeleri de bulantı sebebi olabilirken, yiyeceklerinizin yağsız; ve mümkün olduğunca kokusuz da olması, midenizin daha az bulanmasını sağlayabilir. Şiddetli bulantılar; ve kusmalar yaşayan kişiler, doktorlarına başvurmalı, ve idrar tahlili istemelidirler. İdrarlarında keton çıkan hastaların, tıbbi tedavi görmeleri gerekebilmektedir.

Hamilelerin %40 ile %60 arası oranlarda bel ağrısı sorunu ile karşılaşmaları da muhtemeldir. Bel ağrılarının çoğunluğu, 5. ve 7. aylar arasında yaşanmaktadır. Yaşanan bu bel ağrıları %15 – %20 oranında, gündelik hayatı olumsuz etkileyebilecek seviyelere ulaşmaktadır. Hamileliği süresince bel ağrısı sorunu ile baş etmek durumunda kalanlar da görülebilmektedir. Gebelik döneminde yaşanan bel ağrısının nedenleri genellikle bilinmemektedir. Ancak, aşırı kilo alımının, gizli bel fıtıklarına neden olduğu şeklinde sonuçlar elde edilebilmiştir. Sırt kaslarının kasılarak güçsüzleşmesi ile, bel çukurunun artmasının da bel ağrılarına neden olduğu düşünülmektedir. Gebelik döneminde çok yemek yemekten kaçınması gereken anneler, diyet yapmaya özen göstermeli; ve kesinlikle aşırı kilo almaktan kaçınmalıdırlar. Bel ağrısı çeken kişilerin, düzenli egzersizler yapmaları, daha kaliteli bir hayat sürmelerinde onlara yardımcı olabilmektedir. Bununla birlikte korkutan başka bir durum da, hamileliği sırasınca, bel ağrısı çekmekle birlikte, uykusuzluk sorunu da çeken anne adaylarının durumudur. Bu gibi sorunlar yaşayan anne adayları, hamilelikleri esnasında, hamile yastıklarından faydalanarak, daha rahat bir uykuya sahip olabilirler. Bel ağrılarından kaçınmak amacı ile, yüksek topuklu ayakkabı da giymekten kaçınması gereken anne adayları, yataktan kalkarken, özellikle hamileliklerinin ileri dönemlerinde, bellerine ağırlık vermemeleri gerektiğini de akıllarından çıkartmamalıdırlar.
Hamileler, gebelik döneminde yaşayabilecekleri enfeksiyon sorunlarına karşı da kendilerini garantiye almalıdırlar. Bu enfeksiyon problemleri arasında, özellikle idrar yollarından alınabilecek olan E Coli enfeksiyonuna dikkat edilmelidir. Normalde steril olan idrar E Coli enfeksiyonu ile, idrar yollarında oluşabilecek sistit sorunlarına da neden olabilmektedir. Hamilelikte, özellikle vücudu dirençsiz; ya da diyabetik sorunları olan anne adayları risk grubundadırlar. Sık sık idrara çıkan; ancak az idrar yapan anne adayları, kasıklarında ağrı ve yanma şikayetleri ile de karşı karşıya iseler, mutlaka doktor kontrolünde idrar tetkiki ve kültürü yaptırmalı; ve sonrasında da gerek görülürse antibiyotik kullanımına başlamalıdırlar. Bununla birlikte, hamilelik döneminde bayanların büyük çoğunluğu, yüksek miktarda vajinal akıntı yaşarlar; ancak bu akıntının herhangi bir sorun olarak görülmesi gerekmemektedir. Ama, eğer bu akıntının rengi, beyaz süt kesiği gibi ise, ya da daha farklı bir renk almaya başladı ise; ve kötü bir koku ile sizi rahatsız ediyorsa, yine, doktorunuza başvurmanızda fayda var demektir. Çünkü hamilelik sırasında yaşanan akıntı renksiz ve kokusuzdur.
Hamilelikte yaşanan bu olumsuz vajinal akıntıların, erken doğuma neden olabileceğini unutmamak gerekir. Bu nedenle de enfeksiyonlara karşı mutlak surette önlem alınması gerektiğinin bilinmesi gerekmektedir. Bunun için, özellikle, bol su içmek, cinsel ilişkilerde hijyene önem vermek, toplu kullanılan havuz ve tuvalet gibi yerlerden mümkün olduğunca uzak durmak, idrarı uzun süre tutmamak, genital bölgeyi önden arkaya doğru temizlemek büyük önem taşıyan; enfeksiyonu koruyucu etkenler olarak sayılabilmektedir.