Doğum sonrası cinsel isteksizlik

 Uzun bir hamilelik sürecinden sonra bebeğini kucağına alması ile bayanlar için yeni bir yaşam başlar. AdsızHamilelik sürecinde ve doğumdan sonra bayanlarda bazı şikayetler olabilir. Özellikle doğum sonrası oldukça önemlidir ve değişen hormonların etkisi ile anne adaylarında bazı değişiklikler olabilir. Doğum sonrası bayanların yaşadığı sorunlardan birisi de cinsel isteksizliktir. Bayanların bir kısmında doğum sonrasında cinsel isteksizlik görülebilir.

Hamilelik sürecinde yada çocuk sahibi olmadan önce çiftler normal cinsel yaşamına devam ederken, doğumdan sonra bayanlar cinsel isteksizlik yaşayabiliyor. Cinsel isteksizlik önemli bir sorundur ve bu yüzden çiftlerin arasında sorunlar çıkmaktadır.

Peki doğum sonrasında cinsel isteksizlik neden olur ve nasıl geçer?

Hamilelik sürecinde hormonların etkisi ile vücudun değişmesi, cinsel isteksizliğe neden olabilir. Aynı şekilde bebeğime zarar gelecek düşüncesi de anne adaylarının cinsellikten uzaklaşmasına neden olur. Hamilelik şikayetleri, anne adayının endişeli olması, anne adayının aldığı kilolar nedeniyle psikolojik olarak kendini güzel hissetmemesi, zor bir doğum, doğum sonrası şikayetler cinselliği olumsuz yönde etkileyen nedenlerdendir.

Cinsel isteksizlik sadece kadında değil erkekte de görülebilir. Doğumdan sonra annenin sadece bebeği ile ilgilenmek istemesi ve bebeklerden arta kalan zamanlarda da dinlenmek istemeleri cinsellikten uzaklaşmalarına neden olabilir. Ayrıca annelerin doğumdan sonraki ruhsal durumu da cinsel isteksizliği tetikleyebilir.

Doğumdan sonra anneler zamanlarının çoğunu bebekleri ile ilgilenerek geçirirler ve hayatın merkezi bebekleri olur. Bu süreçte eşler anlayışlı ve sakin olmalıdır. Zor bir doğum anneyi psikolojik olarak etkileyeceğinden, doğumdan sonra anneler ruhsal olarak oldukça hassastır. Bu nedenle anneye gereksiz eleştiriler yapılmamalı ve anneliğe alışması için zaman tanınmalıdır. Loğusalık döneminde anneler çok fazla kalabalıktan rahatsız olabilir. Annenin bu dönemi kolay atlatması için en iyi tedavi anneye destek olmak, anlayışlı olmak ve sevginizi göstermek olacaktır.

Doğumdan sonra cinsel isteksizlik normaldir ancak bu sürecin uzaması ciddi sorunlara yol açabilir. Uzmanlar doğumdan sonra cinsel isteksizliğin belirli bir süre normal olduğunu ve ilerleyen günlerde bu sorunun kendiliğinden ortadan kalktığını söylemektedir. Eğer sorun devam ediyorsa mutlaka bir doktora başvurulmalı ve yardım alınmalıdır.

Doğumdan sonra loğusalık dönemi annenin hem fiziksel hem de ruhsal olarak iyileşme sürecidir. Bu dönemde kadınlar kendini her açıdan toporlamaya çalışır. Doğumdan sonra annelerin cinsellik konusunda endişe yaşaması normaldir. Eşler bu dönemde daha anlayışlı olmalıdır çünkü doğum sonrası cinsel isteksizlik 3-4 hafta sonra son bulacaktır.

Doğum sonrası cinsel isteksizlikte, değişen hormonların etkisi olduğu da unutulmamalıdır. Doğum sonrası yüksek düzeyde salgılanan hormonlar cinsel isteği azaltabilir. Bu durum geçicidir ve bu dönemde ısrarcı olunmamalıdır.

SUNİ SANCI

SUNİ SANCI

Bu yazımızda suni sancı hakkında bilgi vereceğiz. Suni sancı nedir ve nasıl verilir? Suni sancı doğum süresini uzatır mı? Suni sancı ile doğum ne kadar sürer? Suni sancı hakkında bilgi?

Gebelik her bayan için özeldir ve her bayanda gebelik farklı yaşanır. Yani gebelik sorunları ya da gebelik ile ilgili şikâyetler her bayanda aynı değildir. Bazı anne adaylarında gebelik süreci oldukça sıkıntılı geçer. Bazı anne adayları ise hamileliğinin oldukça rahat geçtiğini söyler. Bunun nedeni her bayanın fizyolojik yapısının farklı olmasından kaynaklanır. Haliyle her bayanda gebelik farklı yaşandığı gibi doğumda farklılaşabilir. Kimi bayanların doğumu kolay olurken bazı anne adaylarının doğumu zor olmaktadır. Ortalama 40 hafta gebelik süreci yaşanır ve 40 haftanın sonunda doğum başlar. Bu normal gebelik sürecidir ve bazı anne adaylarında bu süre kısalabilir. Doğum rahim kasılmaları ile başlar. Rahim kasılmalarını ise oksitosin hormonu sağlar. Gebelik sürecinin sonunda vücut oksitosin hormonu salgılayarak rahim kasılmalarını başlatır ve doğum başlamış olur. Ancak bazen gebelik süreci tamamlanmasına rağmen doğum başlamaz. 40 haftalık süre bitmesine rağmen rahim kasılmaları başlamaz. Hem anne hem de bebeğin sağlığı için doğumun gerçekleşmesi gerekir. Böyle durumlarda da doğumun başlaması için suni sancı yöntemine başvurulur. Suni sancı uzun yıllardır uygulandığı için oldukça güvenilir bir yöntemdir. Çoğu anne adayı suni sancı kelimesinden bile ürker. Özellikle çevreden duyulan suni sancı öyküleri anne adayının daha fazla endişelenmesine neden olur. Ancak suni sancı öyle düşünüldüğü gibi korkunç değildir. Suni sancı da amaç, doğumun başlaması için rahim kasılmalarını başlatmaktır. Yani doğumun başlamasını sağlayan hormondur. Oksitosin hormonu rahmin kasılmasına neden olmakta ve doğum bu şekilde başlamaktadır. Doğal yolla bu hormon salgılanmıyorsa, anneye serum yolu ile oksitosin hormonu verilir. Böylece annenin vücudu uyarılır ve rahim kasılmaları başlar. Rahim kasılmaları sonucunda doğum başlamış olur.

Ağrı her kişide farklı şekilde olabilir. Örneğin bazı anne adayları suni sancı aldığında çok fazla acı hisseder. Bazı anneler ise suni sancı da fazla acı hissetmez ve doğumu oldukça kolay geçer. Yani suni sancı alındığında doğum ağrıları azalmaz ya da artmaz.

Kısacası suni sancı doğumun başlamadığı durumlarda, anneye serum yolu ile oksitosin hormonunun verilmesi olayıdır. Bu şekilde vücut uyarılır ve rahim kasılmaları başlar. Rahim kasılmalarının başlaması sonucunda doğum başlar. Doğum süresinin uzaması hem anne hem de bebek için olumsuz etkiler yaratabilir. Bu nedenle suni sancı doğum süresinin kısalmasına yardımcı olabilir.

Doğum Sonrası ilk Doktor Kontrolü

Doğum Sonrası ilk Doktor Kontrolü

Doğum sonrası kontrol oldukça önemidir. Bu nedenle anneler bu kontrolleri aksatmamalıdır. Gebeliğin sona ermesi yani doğumun olması ile vücut değişmeye başlar. Hem ruhsal hem de bedensel olarak anne, bir değişim sürecine girer. Çoğu annede doğum sonrası depresyon durumu görülür. Bu yüzden çevredeki ve aile içindeki kişilerin anneye destek ve yardımcı olmaları çok önemlidir. Doğum sonrası kontroller, hamilelik kontrolleri kadar önemlidir.

Peki, doğumdan sonra doktor kontrolüne ne zaman gidilmeli?

Doğum sonrasında ilk kontrole, doğumdan sonraki 2.hafta gidilir. Doktorunuz duruma göre bu tarihi daha önceye alabilir ve size kontrol için bir tarih verebilir. Genellikle doğumdan bir hafta ya da iki hafta sonra doktor kontrolüne gidilir. Doğumdan sonraki haftalarda doktor kontrolüne mutlaka gidilmelidir. Doğum sonrası kontrolün amacı; öncelikle dikiş yerlerinin kontrol edilmesi ve rahmin küçülüp küçülmediğine bakılmasıdır.

Doğum sonrası kontrollerde ilk olarak doktorunuz eğer dikişleriniz varsa, dikişlerin iyileşip iyileşmediğini kontrol eder. Doğum normal doğum şeklinde olmuşsa vajinadaki dikiş yerleri kontrol edilir. Eğer doğum sezaryen ile olmuşsa, üstteki dikiş yerleri kontrol edilir. Daha sonra ultrason ile rahmin hamilelik öncesinde ki boyutuna dönüp dönmediği kontrol edilir. Bu nedenle bu tür muayeneler sağlık açısından çok önemlidir.

Doğum sonrası kontrollerde genellikle doktorunuz size bir tarih verir. İlk kontrollerden sonra, doktorunuz sizi 2 ay sonra tekrar çağırır. Bu kontrolün amacı ise,  doğum kontrolünün belirlenmesi ve jinekolojik muayenedir.

Doğumun başlangıç belirtileri: Doğumun başladığı nasıl anlaşılır?

Doğumun başlangıç belirtileri: Doğumun başladığı nasıl anlaşılır?

Bu yazımızda doğumun başlangıç belirtileri ve gerçek doğum sancıları hakkında bilgi vereceğiz. Doğum korkusu hemen hemen her bayanda görülür. Bir de çevreden abartılı doğum hikâyeleri dinlemişseniz doğum korkunuz daha da fazlalaşır. Doğumun başlangıcının belirtisi olan gerçek doğum sancıları çoğu zaman yalancı doğum sancıları ile karıştırılır. Dokuz aylık bir gebelik sürecinden sonra artık doğum başlamak üzeredir. Bazı belirtiler doğumun başladığını size haber verir. Peki, doğumun başladığı nasıl anlaşılır? Gerçek doğum sancılarının özelliği nedir?

Yalancı doğum sancıları gerçek doğum sancılarına benzer. Anne adayları çoğu zaman bu ağrıları karıştırabilir ve gerçek doğum sancısı sanabilir. Bu nedenle öncelikle yalancı doğum sancıları hakkında bilgi vermekte fayda var. Yalancı doğum sancıları düzensizdir. Yalancı doğum ağrıları şiddeti ve ağrı sıklığı bakımından da düzensizdir. Ayrıca bu ağrılar dinlenildiğinde ya da masaj yapıldığında geçer, gerçek doğum sancısı dinlenildiğinde geçmez. En önemli fark ise rahim ağzında açılma ya da yumuşama olmaz.

Gerçek doğum sancılarının başlaması nişan ya da su gelmesi ile başlar. Düzenli kasılmalar ve suyun gelmesi doğumun başladığını gösterir. Suyun gelmesi demek bebeği koruyan su kesesinin yırtılması sonucu amniyon sıvısının rahimden dışarı akmasıdır. Suyun gelmesi durumu doğumun başladığını gösterir, hemen doktora gidilmelidir. Doğumun başlangıç belirtilerinden birisi de düzenli ağrılardır. Bu ağrılar başlangıçta hafif ve kısa sürelidir. Ancak bu ağrılar gittikçe uzun, sık ve daha da şiddetli olur. Ağrılar başladığında hemen doktora gitmeye gerek yoktur. Çünkü bu ağrılar yalancı doğum ağrıları olabilir. Eğer ağrılarınınız sıklaşıyor ve daha da fazlalaşıyorsa doktora gidilmelidir.

Yalnız her gebe kadında bu belirtiler ve doğum farklı şekilde olur. Doğumun başlangıç belirtileri; yürümede zorluk, düzenli kasılmalar, su gelmesidir. Gerçek doğum ağrıları düzenlidir ve geçmez. Ağrılar kasık, bel ve karın bölgelerinde hissedilir. Ayrıca rahim ağzında yumuşama ve açılma olur.

DOĞUMDAN SONRA CİNSEL İLİŞKİ

DOĞUMDAN SONRA CİNSEL İLİŞKİ

Gebelik oldukça zorlu bir süreçtir. Gebelik boyunca anne adayında birçok gebelik şikâyeti görülebilir. Doğumdan sonra annenin vücudunun eski haline dönmesi biraz zaman alır. Doğumdan sonra da anne dikkatli olmalıdır. Çiftler ise bazı konularda kararsızlık yaşamaktadır. Bu konulardan birisi de doğumdan sonra cinsel ilişkidir. Peki, doğumdan ne kadar sonra cinsel ilişki olur? Doğumdan ne kadar sonra cinsel ilişkiye girilebilir?

Normal doğum ya da sezaryen doğumlarda vücudun eski haline dönmesi biraz zaman alır. Bu nedenle cinsel hayatı biraz ağırdan almak en doğrusudur. Gebeliğin başlamasıyla birlikte çiftlerin cinsel yaşamlarında da değişiklikler olur ve eski uyumu yakalamak oldukça zorlaşır. Anne adayları gebelikte cinsel ilişkinin bebeğe zarar vereceğini düşünür. Aslında gebelikte cinselliğin bebeğe hiçbir zararı yoktur. Doğumdan sonra ise hormonsal değişimler ve hassasiyet anneleri cinsel ilişkiden uzaklaştırabilir.

Doğumdan sonra ilk 6 hafta cinsel ilişkiden uzak durmak gerekir. Doktorlar doğumdan sonra cinsel ilişki için 6 hafta beklemenin uygun olduğunu düşünmektedir. Annenin vücudunun eski haline gelmesi, doğum sonrası kanamaların bitmesi ya da rahmin eski haline gelmesi için ilk 6 hafta cinsel ilişkiden uzak durulmalıdır.

Normal doğumlarda ilişkiye girmek için 6 haftanın geçmesi gerekir. Fakat çiftler bu süreden önce de cinsel ilişkiye girebilir. Bu tamamen annenin kendini iyi hissetmesine bağlıdır. Fakat 6 haftadan önce annenin vücudu ve vajina normale dönmediği için çiftler bu durumdan rahatsız olabilir. Doğumdan sonra ilk haftalarda annede kanama ya da akıntılar görülebilir. Normal doğumlarda vajina da dikiş olması cinsel ilişki süresini uzatabilir. Dikişlerin iyileşmesi için mutlaka 6 hafta beklenmelidir ve doktorunuza danışarak cinsel yaşama geri dönülmelidir. Dikişler tam olarak iyileşmeden cinsel ilişkiye girilmesi aşırı ağrıya neden olur.

Doğumdan sonra ilk aylarda vajinada kuruluk, hassasiyet görülebilir. Bu durum doğumdan sonra normaldir. Doktorunuza danışarak, krem ya da jellerden kullanabilirsiniz. Eğer cinsel ilişki sırasında ağrı oluşuyorsa, doktorunuza mutlaka danışın.

Doğumdan sonra devamlı bebekle ilgilenmek, doğumun yaratmış olduğu stres gibi konular annede yorgunluğa neden olur. Doğumdan sonra genelde anneler yorgun ve halsizleşir. Bu durum çiftlerin cinsel yaşamını da etkilemektedir. Bu nedenle bu konuyu eşinizle mutlaka paylaşın. Eşinizle daha fazla vakit geçirin. Doğumdan sonra cinsel isteğin azalması geçici bir durumdur. İlerleyen zamanlarda eski normal hayatınıza geri döneceksiniz. Eğer kendinizi kötü hissediyor iseniz mutlaka bir doktora gitmelisiniz.

Gebelikte ağda yapılır mı?

Gebelikte ağda yapılır mı?

Gebeliğin başlaması ile birlikte anne adayları daha fazla endişeli olur. Bebeğe zarar gelecek korkusu ile endişeye kapılabilirler. Bu nedenle anne adayı her zamankin den daha temkinli ve dikkatli olur. Anne adayının dikkat ettiği konulardan birisi de gebelikte ağda ya da epilasyon yaptırmanın bir zararının olup olmayacağıdır. Anne adayları gebelikte yapılan ağdanın bebeğe bir zarar verip vermeyeceğini merak eder. İlk olarak şunu belirtelim ki gebeliğin 5. ayından sonra karın ve meme bölgesi daha fazla hassaslaşır ve bu dönemde bu bölgelere epilasyon yapılmaması gerekir. Bu tüyler geçicidir ve doğumdan sonra genellikle dökülür.

Ayrıca gebelikte tüy dökücü vb. ürünlerin kullanılmaması da gerekir. Gebelikte bu tür kremler pek önerilmez. Bunun nedeni tüy dökücü kremlerin içerisinde pek çok çeşitli kimyasal maddeler vardır. Bebek üzerindeki etkileri bilinmemektedir, ancak içerisinde kimyasal maddeler olduğundan kullanılması pek tavsiye edilmez.

Gebeliğin başlaması ile birlikte vücut kendini değiştirmeye başlar. Değişen hormonların da etkisiyle karın ve meme başlarında tüylenmeler görülebilir. Bu bölgeler 5. aydan sonra hassaslaşır. Genellikle doğum sonra da kendiliğinden dökülür. Bazı bayanlarda gebelik ile birlikte tüylerde artış görülür. Fakat kaygılanmaya gerek yoktur, çünkü doğumdan sonra bu durum düzelmektedir.

Hamilelikte ağda ise uygulanabilir. Hijyen kurallarına dikkat edildiği sürece ağda yaptırmakta herhangi bir zarar yoktur. Ancak cilt hassaslaşacağı için daha fazla acı duyabilirsiniz. Ayrıca bazı özel durumlardan dolayı ağda yaptırmamanız gereken durumlar olabilir. Öncelikle doktorunuza danışmakta fayda vardır.

HAMİLELİKTE VAJİNAL AKINTILAR

HAMİLELİKTE VAJİNAL AKINTILAR

Gebelikte vajinal akıntı nedenleri? Gebelikte yaşanan akıntıların nedeni ve tedavisi?

Kadınların birçoğunda akıntı söz konusudur. Aşırı şekilde akıntı olmaması durumunda bir hastalık ya da rahatsızlık söz konusu değildir. Akıntının gebelikte olmasının nedeni, gebelikte meydana gelen hormonların vajinanın dengesini bozup vajinal akıntıya neden olmasıdır. Bilindiği gibi gebeliğin başlaması ile birlikte anne adayında gerek ruhsal gerekse fiziksel değişimler meydana gelir. Değişen hormonların etkisiyle anne adayında birçok sorun görülebilir. Bu sorunlardan birisi de vajinal akıntılardır. Bazen akıntıların fazla olması anne adayını rahatsız eder. Gebelikte oluşan bu akıntıya Lökore adı verilir.

Akıntı her bayanda olabilir. Önemli olan akıntının kokusuz olması, renginin şeffaf-beyaz olması, akıntının uzun zamandan beri var olması ve her gün akıntının olması gereklidir. Böyle durumlarda korkulacak bir durum yoktur, bu akıntılar normaldir. Ayrıca idrar yaparken yanma ve ya kanama gibi belirtilerin de olmaması gerekir. Gebelikte ise akıntının renksiz, hafif kokulu ve biraz daha koyu bir kıvamda olması normaldir. Gebeliğin ilk zamanlarında akıntı bu şekilde iken, ilerleyen gebelikte akıntı artar ve rengi koyulaşır. Bu gibi durumlarda anne adayı rahat olmalıdır, bu akını gebelikte normaldir. Ancak gebelikte akıntının rengi değişiyor ve kokusu da artıyorsa anne adayı dikkatli olmalıdır. Kaşıntı ve yanma gibi şikâyetlerin de olması durumunda hemen bir doktora gidilmelidir. Bu durum normal değildir ve bu akıntıların nedeni enfeksiyon kaynaklı olabilir.

Gebeliğe bağlı oluşan normal akıntı; kokusuz, beyaz, akışkan ve ince bir akıntıdır. Anne adayı bu özelliklere dikkat etmelidir. Çünkü görülen her akıntı gebeliğe bağlı olmayabilir. Bazen enfeksiyonlara bağlı akıntılar olabilir. Bu akıntıların özelliği ise, kötü kokulu, renginin daha koyu olması ve daha bir koyu olmasıdır. Ayrıca normal akıntı, kaşıntı ya da yanmalara neden olmaz. Gebelikte akıntı hamileliğin ilk günlerinden başlayarak son günlerine kadar devam edebilir. Bu dönemde anne adayının dikkat etmesi gereken akıntının özellikleridir. Normal akıntı özellikleri varsa anne adayı rahat olabilir. Ancak akıntı kötü kokulu, renginin daha koyu olması ve kaşıntı varsa hemen doktora gidilmelidir.

Gebelik sonucunda annede mantar enfeksiyonları görülebilir. Bunun nedeni hamilelik sonucunda vücut direncinin azalması ve vajina PH dengesinin bozulmasıdır. Gebelik sonucunda yapışkan, beyaz renkte ve peynirimsi bir akıntı söz konusu ise mantar enfeksiyonundan söz edilebilir. Bazı ilaçlar mantar hastalığının tedavisinde kullanılır ve olumlu sonuç verir. Bazı mantarlar ise ancak tedavi ile yok edilebilir.

Anne adayının dikkat etmesi gereken, gebelik öncesinde mantar durumu söz konusu ise mutlaka tedavi olunmalıdır. Aksi durumda doğumda bazı sorunlara neden olabilir. Anne adayı akıntıların aniden artması durumunda hemen doktora gitmelidir.

Mantar hastalığından korunmak için genital bölgenin kuru tutulması, ıslak mayoyla oturulmaması ve pamuklu iç çamaşırı giyilmeye özen gösterilmelidir. Mantar nemli bölgelerde büyüdüğü için genital bölgenin kurulanması önemlidir.

Doğum korkusu ve doğum korkusunu yenmenin yolları

Doğum korkusu ve doğum korkusunu yenmenin yolları

Hamileliğin öğrenilmesinden sonra anne adayının kafasında birçok soru işareti olur. Hamilelikte bir sorun olup olmayacağı en fazla merak edilen sorulardandır. Gebelikte anne adayı birçok sorunla karşılaşır. Değişen hormonların da etkisiyle anne adayında birçok değişim gözlenir. Ancak gebeliğin sonlarına doğru anne adayında doğum korkusu başlar. Bayanların çoğunda gebeliğin sonlarında doğum korkusu oluşmuştur. Her gebenin hissettiği duygulardan biri olan doğum korkusu, doğumun yaklaşmasıyla daha da artar. Son aylarda bebeğin sağlığına dair endişeler daha ön plandadır. Tüm bunlar anne adayında endişelere neden olur. Çoğu gebe kadın doğum öncesinde kötü rüyalar görmektedir. Doğum korkusu normal bir duygudur ve bu duyguyu her gebe kadın yaşar.

Doğumdan önce ve doğumdan sonra anne adayının hayatı tamamen değişir. Bebek dünyaya gelirken annelik kimliği de doğar. Artık bir annesiniz ve gebelikte yaşanan birçok endişe yok oldu. Doğum korkusunun normal bir duygu olduğunu belirtmiştik. Ancak önemli olan bu duygunun ne yoğunlukta yaşandığıdır. Her anne adayı belli oranda doğum korkusu yaşar. Önemli olan bu duygunun sizin hayatınızı kâbusa çevirecek kadar yoğun yaşanmamasıdır. Doğum korkusunun ortaya çıkmasın da birçok neden olabilir. Bu nedenleri sıralayabiliriz;

  • İlk olarak anne adayı bilgi sahibi olmalıdır. Yani anne adayı araştırmalı ve doğru olanı öğrenmelidir. Yetersiz ve yanlış bilgiler doğum korkusuna neden olur. Anne adayı doğum konusunda sağlıklı ve doğru bilgiler edinmelidir. Çevreden duyduğunuz kulaktan dolma bilgiler sizi psikolojik açıdan rahatsız eder.
  • Çevrenizdeki bayanların doğum anılarını dinlemeyin. Özellikle ilk doğuma hazırlanan anne adayları, diğer annelerden bilgi almaya çalışır. Ancak olumsuz örneklerle karşılaşılması durumunda anne adayında doğum korkusu başlar. Anne adayının unutmaması gereken; doğum olayı normaldir ve doğal bir süreç ile ilerler. Çevrenizde sorunlu doğumlar kadar sorunsuz ve kolay geçen doğumlar da vardır. Her kadın gebeliği ve doğumu farklı şekilde yaşar.
  • Doğumdan önce anne adayları fiziksel ve duygusal kaynaklı kaygılar yaşayabilir. Çoğu anne dış görünüş ya da doğum sonrasını düşünerek doğum korkusu başlayabilir. Duygusal kaynaklı endişelerinizi çevrenizde ki kişilerle paylaşabilir ve bu durumu en aza indirebilirsiniz.
  • Çoğu anne ise doğumdan sonra hayatının nasıl değişeceği konusunda kaygılanır. Doğum sonrasında annenin hayatı elbette değişecektir. Bu nedenle doğum öncesinde kendinize bir plan hazırlayın ve bu yönde ilerleyin.
  • Doğum korkusunun oluşmasında en önemli neden belirsizliklerdir. Anne adayı doğumdan sonra neler olacağını, doğumla birlikte ev ekonomisinde oluşacak zorlukları ya da bu tür belirsizlikler endişeye neden olur. Endişe ve stres ise doğum korkunuzu artırabilir.
  • Doğum korkunuzu yenmek için kendinize vakit ayırın. Çeşitli uğraşlar ya da aktiviteler kendinizi rahat hissetmenizi sağlar. Bu da stresin azalmasına ve sizin mutlu olmanıza neden olur. Bunun için kendinize vakit ayırmayı unutmayın.
  • Doğum korkunuzu yenemiyorsanız yardım almayı ihmal etmeyin. Yardım almaktan çekinmeyin. Doğum korkusunu mutlaka yenmeniz gerekir. Bu nedenle mutlaka profesyonel yardım almalısınız.

Normal Doğum Hakkında Genel Bilgiler

Normal Doğum Hakkında Genel Bilgiler

Doğumun yaklaşması ile birlikte anne adayı sadece tek bir konuyu merak eder. Doğumun nasıl olacağı anne adayının en çok merak ettiği sorulardan birisidir. Anne adayı hamilelikte son aylara yaklaştığında bir endişe içinde olur. Doğum korkusu anne adayının strese girmesine neden olur. Peki, normal doğum nedir?

Nasıl bir doğum olacağı anne adayının kafasını karıştıran sorulardan birisidir. Hangi durumlarda hangi doğum şeklinin tercih edilmesi gerektiği çok önemlidir. Ancak birçok kadın normal doğumdan korkmaktadır ve sezaryen doğumu tercih etmektedir.

Anne adayları normal doğumdan neden korkar? İlk olarak abartılan doğum hikâyeleri anne adayını olumsuz etkiler. Toplumda oluşan ön yargılar ve yanlış bilgiler dolayısıyla, anne adayı olumsuz etkilerinin tesirinde kalır. Anne adayının istekli ve kararlı olması her şeyi daha da kolaylaştırır. Bu nedenle anne adayı kararlı olmalı, öğrenmek istediği bilgileri doğru yerden ve doğru kişilerden öğrenmelidir. İlerleyen tıp sayesinde her şey eskiye oranla daha kolay ve daha ağrısızdır. Son zamanlarda ağrısız doğum sayesinde anne adayı normal doğumu daha rahat yaşamaktadır.

Normal doğum nedir? Normal doğum, bebeğin anneden vajinal yol ile ayrıldığı doğum çeşididir. Normal doğum; fetüs, plesenta; ve fetal zarların, yani kısacası bebeğin, anneden ayrıldığı doğum türü olarak isimlendirilmektedir.

Normal doğum mu daha sağlıklıdır yoksa sezaryen doğum mu? Uzmanlar normal doğumun daha sağlıklı olduğunu söylemektedir. Ayrıca normal doğumun birçok avantajı bulunmaktadır. İlk olarak anne doğumdan sonraki gün hemen taburcu olabilmektedir.

Normal doğumun tercih edilmediği durumlar; bebeğin ters geliyor olması, plasentanın erken ayrılması, bebeğin anne karnında yan duruşu, bebek suyunun azalması, çoğul gebelikler, annenin kemik yapısının dar olması, annenin sağlık sorunları ya da enfeksiyon riski gibi durumlarda sezaryen doğum tercih edilmektedir.

Normal Doğum Nasıl Gerçekleşir?

Doğum olayı iki farklı yol ile gerçekleşir. Bunlardan bir tanesi sezaryen ile doğum iken, diğeri de normal doğumdur. Doğumun nasıl olacağına gebeliğin 38. haftasında karar verilmektedir. Bu süreçte bebeğin duruşuna bakılır. Normal doğumun gerçekleşmesi için bazı şartlar gerekir. İlk olarak bebeğin baş aşağı pozisyonda olması normal doğum için gerekli ilk koşuldur. Ayrıca bebeğin geçeceği bölgenin çapının da yeterli genişlikte olması önemlidir. Kordon dolanması gibi bir engelin olmaması da normal doğumun şartları arasındadır. Bu koşullara bakılarak doğumun nasıl olacağına gebeliğin son haftalarında karar verilir. Normal doğumun gerçekleşmesi için, öncelikle serviks genişlemeli, sonrasında fetüs, daha sonra ise plesenta dışarı atılmalıdır.



Hamilelikte bebeğe müzik dinletmek

Hamilelikte bebeğe müzik dinletmek

Gebelikte müzik dinlemenin bebeğe ve anneye olan etkileri araştırılmıştır. Gebelik döneminde müzik dinleyen anne adayı ve bebeğin sağlığı üzerinde önemli çalışmalar yapılmıştır. Müzik dinlemenin faydalı olduğunu, insanın üzerinde olumlu bir etki bıraktığını hepimiz biliriz. Gebelikte ise müzik daha da önemlidir. Çünkü anne adayı büyük bir stres içindedir. Doğum korkusu ya da endişeler anne adayının strese girmesine neden olur. Gebelikte müzik stres atmak açısından büyük önem taşımaktadır. Gebelik döneminde anne adayının kafasında birçok soru vardır. Bebeğin doğumu sırasında yaşanabileceğini düşündüğü kaygılar, anne adayının fiziki olarak yaşadığı değişim, çevresinden aldığı bir takım eleştiriler anne adayının psikolojik olarak baskılanmasına neden olur. Bu nedenle müzik anne adayı için bir kaçış niteliği taşır. Anne adayını sakinleştirerek olumlu düşünmeye yöneltir.

Gebeliğin rahat ve huzurlu geçmesi, doğumun ve sonrasının da rahat ve huzurlu geçmesini sağlar. Bu nedenle anne adayları rahat bir doğum anı istiyorsa, gebelik dönemini stressiz geçirmelidir. Farklı etkinliklere yönelmek ve farklı uğraşlar anne adayını rahatlatır. Ayrıca anne adayları film izleyebilir, kitap okuyabilir ya da müzik dinleyebilir. Müzik dinleyerek anne adayı sakinleşerek rahatlar. Bu bebeği de olumlu etkiler ve bebeğin de rahatlamasını sağlar. Bu nedenle müzik insan hayatında oldukça önemli bir yere sahiptir.

Anne karnında bir bebek 16. haftadan itibaren duymaya başlar. 25. haftada ise bebek dışarıdan gelen sesleri duymaya ve bu sesleri yorumlamaya; algılamaya başlamaktadır. Bir bebeğin anne karnında dışarıdan gelen sesleri duyması ve yorumlamaya çalışması çok mükemmel ve mucizevî bir olaydır. İlerleyen haftalarda yani bebek 32. haftaya geldiğinde duyduğu sesleri hatırlamaya başlar. Bu hatırladığı seslere de tepkiler vermeye başlar. Bu yüzden bebek annesinin dinlediği müziği duyar, hatırlar ve müziğin rahatlatıcı etkisini hisseder. Müzik bebeği rahatlatacağı için anne adayı da kendini rahatlamış hissedecektir.

Annenin bebeği ile iletişim içinde olması çok önemlidir. Genelde babalar anne karnına dokunarak bebekleri ile iletişim kurmaya çalışır. Anne adayları ise özellikle yalnızken bebekleriyle konuşmayı tercih etmektedirler. İletişim hayatın her döneminde önemli olduğu için, bebek ile iletişime anne karnında başlanmalıdır. Anne ve babalar gebelik süresinde bebeğe sesini duyurmaya çalışırlar. Bunu da başarırlar. Çünkü anne karnında bebek, anne ve babasının sesini duyduğunda onlara tepki verebilmektedirler. Ayrıca bebeklerin ince sesleri kalın seslerden daha rahat hissettikleri ve daha kolay tepki verdikleri bilinmektedir. Anne adaylarının sesleri bebek için daha anlaşılabilirdir. Aynı şekilde dinlenen müziği de bebek duyacak ve tepki verecektir. Yalnız bebeğe ne tür bir müzik dinletilmelidir? Anne karnında bebek annesinin kalp atışlarını devamlı duymaktadır. Eğer dinletilen müziğin ritmi kalp atışı ritmine yakın olursa, bebek alışkın olduğu bir sesi dışarıdan duyacak ve bu sesi algılayarak kendini daha rahat ve huzurlu hissedecektir. Anne karnındaki bebeğe ritmik müzikler dinletmek; aynı zamanda bebeğin ritim duygusunun gelişmesine de katkı sağlayacaktır. Anne karnında bulunan bebeğe, yumuşak tonlarda müzikler de dinletilebilir. Bu müzikler hem anne adayını; hem de bebeği rahatlatmaktadır. Ayrıca bebeğin duyması için yüksek sesle müzik dinlemek yanlıştır. Anne adayının duyabileceği tonda bir müziği bebek de rahatlıkla duyabilecektir.

Anne adayının strese girmesi, depresyona girmesi; ya da sürekli bir kaygı hali yaşaması bebeği de olumsuz etkiler. Müzik bu etkilerin en aza indirilmesine yardımcı olur. Anne adayının hoşuna giden bir müzik bebeğinin rahatlamasını sağlar.