Doğum korkusu ve doğum korkusunu yenmenin yolları

Doğum korkusu ve doğum korkusunu yenmenin yolları

Hamileliğin öğrenilmesinden sonra anne adayının kafasında birçok soru işareti olur. Hamilelikte bir sorun olup olmayacağı en fazla merak edilen sorulardandır. Gebelikte anne adayı birçok sorunla karşılaşır. Değişen hormonların da etkisiyle anne adayında birçok değişim gözlenir. Ancak gebeliğin sonlarına doğru anne adayında doğum korkusu başlar. Bayanların çoğunda gebeliğin sonlarında doğum korkusu oluşmuştur. Her gebenin hissettiği duygulardan biri olan doğum korkusu, doğumun yaklaşmasıyla daha da artar. Son aylarda bebeğin sağlığına dair endişeler daha ön plandadır. Tüm bunlar anne adayında endişelere neden olur. Çoğu gebe kadın doğum öncesinde kötü rüyalar görmektedir. Doğum korkusu normal bir duygudur ve bu duyguyu her gebe kadın yaşar.

Doğumdan önce ve doğumdan sonra anne adayının hayatı tamamen değişir. Bebek dünyaya gelirken annelik kimliği de doğar. Artık bir annesiniz ve gebelikte yaşanan birçok endişe yok oldu. Doğum korkusunun normal bir duygu olduğunu belirtmiştik. Ancak önemli olan bu duygunun ne yoğunlukta yaşandığıdır. Her anne adayı belli oranda doğum korkusu yaşar. Önemli olan bu duygunun sizin hayatınızı kâbusa çevirecek kadar yoğun yaşanmamasıdır. Doğum korkusunun ortaya çıkmasın da birçok neden olabilir. Bu nedenleri sıralayabiliriz;

  • İlk olarak anne adayı bilgi sahibi olmalıdır. Yani anne adayı araştırmalı ve doğru olanı öğrenmelidir. Yetersiz ve yanlış bilgiler doğum korkusuna neden olur. Anne adayı doğum konusunda sağlıklı ve doğru bilgiler edinmelidir. Çevreden duyduğunuz kulaktan dolma bilgiler sizi psikolojik açıdan rahatsız eder.
  • Çevrenizdeki bayanların doğum anılarını dinlemeyin. Özellikle ilk doğuma hazırlanan anne adayları, diğer annelerden bilgi almaya çalışır. Ancak olumsuz örneklerle karşılaşılması durumunda anne adayında doğum korkusu başlar. Anne adayının unutmaması gereken; doğum olayı normaldir ve doğal bir süreç ile ilerler. Çevrenizde sorunlu doğumlar kadar sorunsuz ve kolay geçen doğumlar da vardır. Her kadın gebeliği ve doğumu farklı şekilde yaşar.
  • Doğumdan önce anne adayları fiziksel ve duygusal kaynaklı kaygılar yaşayabilir. Çoğu anne dış görünüş ya da doğum sonrasını düşünerek doğum korkusu başlayabilir. Duygusal kaynaklı endişelerinizi çevrenizde ki kişilerle paylaşabilir ve bu durumu en aza indirebilirsiniz.
  • Çoğu anne ise doğumdan sonra hayatının nasıl değişeceği konusunda kaygılanır. Doğum sonrasında annenin hayatı elbette değişecektir. Bu nedenle doğum öncesinde kendinize bir plan hazırlayın ve bu yönde ilerleyin.
  • Doğum korkusunun oluşmasında en önemli neden belirsizliklerdir. Anne adayı doğumdan sonra neler olacağını, doğumla birlikte ev ekonomisinde oluşacak zorlukları ya da bu tür belirsizlikler endişeye neden olur. Endişe ve stres ise doğum korkunuzu artırabilir.
  • Doğum korkunuzu yenmek için kendinize vakit ayırın. Çeşitli uğraşlar ya da aktiviteler kendinizi rahat hissetmenizi sağlar. Bu da stresin azalmasına ve sizin mutlu olmanıza neden olur. Bunun için kendinize vakit ayırmayı unutmayın.
  • Doğum korkunuzu yenemiyorsanız yardım almayı ihmal etmeyin. Yardım almaktan çekinmeyin. Doğum korkusunu mutlaka yenmeniz gerekir. Bu nedenle mutlaka profesyonel yardım almalısınız.

Normal Doğum Hakkında Genel Bilgiler

Normal Doğum Hakkında Genel Bilgiler

Doğumun yaklaşması ile birlikte anne adayı sadece tek bir konuyu merak eder. Doğumun nasıl olacağı anne adayının en çok merak ettiği sorulardan birisidir. Anne adayı hamilelikte son aylara yaklaştığında bir endişe içinde olur. Doğum korkusu anne adayının strese girmesine neden olur. Peki, normal doğum nedir?

Nasıl bir doğum olacağı anne adayının kafasını karıştıran sorulardan birisidir. Hangi durumlarda hangi doğum şeklinin tercih edilmesi gerektiği çok önemlidir. Ancak birçok kadın normal doğumdan korkmaktadır ve sezaryen doğumu tercih etmektedir.

Anne adayları normal doğumdan neden korkar? İlk olarak abartılan doğum hikâyeleri anne adayını olumsuz etkiler. Toplumda oluşan ön yargılar ve yanlış bilgiler dolayısıyla, anne adayı olumsuz etkilerinin tesirinde kalır. Anne adayının istekli ve kararlı olması her şeyi daha da kolaylaştırır. Bu nedenle anne adayı kararlı olmalı, öğrenmek istediği bilgileri doğru yerden ve doğru kişilerden öğrenmelidir. İlerleyen tıp sayesinde her şey eskiye oranla daha kolay ve daha ağrısızdır. Son zamanlarda ağrısız doğum sayesinde anne adayı normal doğumu daha rahat yaşamaktadır.

Normal doğum nedir? Normal doğum, bebeğin anneden vajinal yol ile ayrıldığı doğum çeşididir. Normal doğum; fetüs, plesenta; ve fetal zarların, yani kısacası bebeğin, anneden ayrıldığı doğum türü olarak isimlendirilmektedir.

Normal doğum mu daha sağlıklıdır yoksa sezaryen doğum mu? Uzmanlar normal doğumun daha sağlıklı olduğunu söylemektedir. Ayrıca normal doğumun birçok avantajı bulunmaktadır. İlk olarak anne doğumdan sonraki gün hemen taburcu olabilmektedir.

Normal doğumun tercih edilmediği durumlar; bebeğin ters geliyor olması, plasentanın erken ayrılması, bebeğin anne karnında yan duruşu, bebek suyunun azalması, çoğul gebelikler, annenin kemik yapısının dar olması, annenin sağlık sorunları ya da enfeksiyon riski gibi durumlarda sezaryen doğum tercih edilmektedir.

Normal Doğum Nasıl Gerçekleşir?

Doğum olayı iki farklı yol ile gerçekleşir. Bunlardan bir tanesi sezaryen ile doğum iken, diğeri de normal doğumdur. Doğumun nasıl olacağına gebeliğin 38. haftasında karar verilmektedir. Bu süreçte bebeğin duruşuna bakılır. Normal doğumun gerçekleşmesi için bazı şartlar gerekir. İlk olarak bebeğin baş aşağı pozisyonda olması normal doğum için gerekli ilk koşuldur. Ayrıca bebeğin geçeceği bölgenin çapının da yeterli genişlikte olması önemlidir. Kordon dolanması gibi bir engelin olmaması da normal doğumun şartları arasındadır. Bu koşullara bakılarak doğumun nasıl olacağına gebeliğin son haftalarında karar verilir. Normal doğumun gerçekleşmesi için, öncelikle serviks genişlemeli, sonrasında fetüs, daha sonra ise plesenta dışarı atılmalıdır.



HAMİLELİKTE KİLO ALIMI

Hamilelikte kilo almamak için nelere dikkat etmeli?

Bayanların genelde en büyük sorunu kilodur. Alınan kiloların geri verilememesi çok can sıkıcı bir durumdur. Kilo konusunda her kadın hassastır ancak hamile bir bayan bu konuda daha çok hassaslaşır. Değişen hormonların etkisiyle de anne adayı kendisini çok kilolu bularak strese girer. Hatta bazı bayanlar alınacak kilolar yüzünden bebek sahibi olmak istemiyor. Çoğu kadın bebek sahibi olmaya karar verdiği andan itibaren alacakları kiloyu düşünerek bu kiloları tekrar nasıl vereceğini hesaplıyor. Sağlıklı bir hamilelik ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için hamilelikte belli bir kilo alınması gerekiyor. Anne adayı da bu alınan kilolar yüzünden üzülmemeli ve stresten uzak durmalıdır. Bu alınan kiloların geçici olduğunu ve dikkat edilirse bu kiloları hızlı bir şekilde geri vereceğini unutmamalıdır.

Gebeliğin ilk aylarında anne adayı tam olarak beslenemez. Çünkü mide bulantısı, tiksinmeler ve kusmalar yüzünden anne adayı pek bir şey yemek istemez. Bu yüzden birçok anne adayı yeterli beslenemediğini düşünerek bunun bebek üzerinde ki etkisini merak eder. Uzmanlara göre bu durumun bebek üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Fetüsün ihtiyacı olan gıdaları vücut zaten verecektir. Annenin az yemek yemesi sadece anneyi biraz halsiz bırakır, bebek için hiçbir risk yoktur.

Bazı anne adayları gebelikte çok kilo alımının bebeğin kilosu ile ilgili olduğunu düşünür. Alınan kiloların bebeğin kilosu ya da bebeğin büyüklüğü ile ilgili değildir. Annenin aldığı kilolar bebeğe gitmez, vücuda eşit şekilde dağılır. Örneğin annenin almış olduğu 12 kilo vücut içinde dağılır ve bebeğe sadece 2 kilogram kalır. Bu da bebeğinizin ağırlığıdır.

Hamilelikte fazla kilo almamak için hamilelik egzersizleri yapabilirsiniz. Ancak önce doktorunuza danışmanız gerekir. Eğer hamileliğinizde bir sorun yoksa kendinizi fazla zorlamamak şartıyla doktorunuz izin verecektir. Gebelikte yorucu egzersizler sağlığınız için uygun değildir. Bunun yerine kendinizi daha az yoracak egzersizler yapabilirsiniz. Örneğin yürüme, yüzme ya da yoga gebelikte yapılabilecek en güzel egzersizlerdir.

Bazı anne adayları kendini çok şişman hissettiğini söyleyerek strese giriyor. Olumlu düşünmek de hamilelikte doğru kiloyu almanızı sağlar. Değişen hormonların da etkisiyle birçok anne adayı kendini böyle hissediyor. Ancak gebeliğin zayıf kalarak olmayacağını ve bu durumun geçici olduğunu unutmamak gerekiyor.

Gebelikte anne adayı beslenmesine dikkat etmelidir. Hamile bir bayan her gün yaklaşık 2500 kalori almalıdır. Bu nedenle kalsiyum, demir ve folik asit günlük besin ihtiyacınızı karşılayacaktır. Folik asit özellikle yeşil sebzelerde, kalsiyum süt ürünlerinde, demir kırmızı et, balık, tavuk ya da kurutulmuş meyvelerde bol miktarda bulunmaktadır. Bu nedenle öncelikle ihtiyacınız olan besinleri tüketmeye özen gösterin.

Hamilelikte kilo almaktan korkmayın. Önemli olan yiyeceklerin kalorilerini takip etmektir. Eğer günlük 2700 kaloriyi aşmıyorsanız bir sorun yoktur. Kilo oranınız normal dengesinde seyredecektir.

Hamilelik dönemine uygun menü;

Kahvaltı; süt, bir tane yumurta, beyaz peynir, iki dilim ekmek, domates, salatalık vb. sebzeler, reçel, pekmez, bal (biri tercih edilebilir)

Ara öğünde; bir porsiyon meyve, meyve suyu ya da ayran.

Öğle; bir porsiyon makarna veya pilav, bir porsiyon kuru baklagil yemeği, bir bardak meyve suyu, bir porsiyon salata, ekmek.

Ara öğün; meyve ya da sebze.

Akşam; bir porsiyon tavuk eti ve ya balıketi, bir bardak ayran, bir porsiyon sebze yemeği, ekmek, salata

Gece; bir bardak süt ya da muhallebi tercih edilebilir.

Anne Sütünü Artıran Gıdalar

Anne Sütünü Artıran Gıdalar

Anne sütü mucizevî bir besindir ve bebekler ilk 6 ay anne sütü ile beslenmelidir. Ancak anneler emzirme döneminde süt salgılamak için yüksek bir kalori harcarlar. Bazen ise emzirme döneminde annelerde sütün azaldığı ve bebeğin tam olarak beslenemediği görülür. Bir anne günlük olarak 750 mililitre süt salgıladığı düşünülürse yaklaşık olarak 700 kalori harcar. Bu 700 kalorinin de 450 si yediğimiz gıdalar ile yakılmaktadır. Geriye kalan kaloriler ise hamilelik sırasında oluşan yağlardan eritilmektedir. Bu nedenle anneler emzirme döneminde yediklerine çok dikkat etmelidir. Tüketilen bazı besinler anne sütünü arttırmaktadır. Ancak anne sütünü arttırmayan yiyecek ve içecekler annenin sağlığı çok az da olsa etkiler. Daha çok etkilenen durum ise bebeğin beslenmesi olacaktır. Bu yüzden anne beslenmesine dikkate etmeli ve anne sütünü arttıran gıdaları tüketmeye çalışmalıdır.

Bazı anneler hamilelik döneminde alınan kiloları hızlı bir şekilde geri vermek için diyete başvurmaktadır. Bu oldukça yanlıştır. Çünkü bebeğin beslenebilmesi için anne sütüne ihtiyacı vardır. Annenin diyete başlaması bebeğin beslenmesini büyük ölçüde etkiler. Emzirme döneminde suyun da büyük bir önemi vardır. Anne sütünün artırılmasına yardımcı en büyük madde sudur. Hamile bir bayanın vücuduna alması gereken su miktarı 2,5 litre ile 3 litre arasında olmalıdır. Emzirme döneminde de anne sıvı alımına dikkat etmelidir. Emzirme döneminde sütteki enerjinin büyük kısmı annenin yediklerinden karşılanır.

Anne Sütünü Artıran Gıdalar

· Anne sütünü artıran en önemli besin sudur. Anne sütünün de büyük bir kısmı sudan oluşur. Bu nedenle günde en az 2,5 – 3 litre su içmek gerekir.

· A vitamini sütü artıran vitaminlerdendir. Bu nedenle A vitamini içeren besinleri mutlaka tüketmek gerekir. A vitamini ise başta havuç olmak üzere yeşil yapraklı sebzelerde, kayısı, üzüm gibi meyvelerde bulunmaktadır.

· Kalsiyum alımı da emzirme döneminde önemlidir. Bu nedenle günde bir tane yumurta yemeye, kalsiyumdan zengin olan süt, yoğurt, peynir, ayran gibi süt ve süt ürünlerini tüketilmelidir.

· Emziren ve hamile anne adayları vitamin bakımından zengin olan taze sebze ve meyveleri her gün düzenli olarak tüketmelidir.

· Yemek yeme öğünlerinin her gün aynı saatte olmasına özen gösterin. Akşam yemeklerinde mutlaka kırmızı ve beyaz et olmalıdır. Ya da kuru baklagil yemeklerinin içerisine et ekleyerek tüketebilirsiniz.

· Anne sütünü arttıran gıdalar; Süt ve süt ürünleri, tavuk, balık, et. Karbonhidratın bol bulunduğu ekmek, hamur işleri, çavdar, mısır, buğday gibi tahılların içerdiği çörekler. Kuru baklagiller, sebze ve meyvelerdir.

DOĞUM SONRASI KİLO VERMEK

DOĞUM SONRASI ALINAN KİLOLAR NASIL GERİ VERİLİR?

Bayanların en çok korktuğu durum hamilelik sırasında alınan kiloları geri verememektir. Hatta bazı bayanlar alınan kilolar yüzünden hamileliği düşünmez. Bayanlara göre doğumda alınan kiloları vermek zor ve sıkıcı bir durumdur. Aslında alınan kiloları kolay ve sağlıklı bir şekilde geri vermek o kadar da zor değildir. Önemli olan doğumdan sonra annenin sağlıklı bir şekilde beslenip, yediklerine çok dikkat etmesidir. Bunun nedeni anne hem kendi sağlığı için hem de bebeğinin sağlıklı gelişmesi için beslenmesine dikkat etmelidir. Çünkü doğumdan sonraki aylarda bebeğin gelişimi tamamen annenin beslenmesine bağlıdır.

Bazı anneler doğumdan hemen sonra diyet yapmaya başlar. Ancak bu çok yanlıştır, hemen diyete başlamak sakıncalı olabilir. Alınan kiloları geri vermenin en güzel yolu az ve sık yemek yiyerek, sağlıklı ve dengeli beslenerek ve düzenli yürüyüş yaparak kilolardan kolaylıkla kurtulmaktır. Alınan kiloların kolay verilip verilmeyeceği de hamilelik boyunca alınan kilolara bağlıdır. Yani hamilelikte alınan kilolar önemlidir. Eğer anne hamilelikte 10 kilo almış ise doğumdan sonra bu kiloları verip forma girmesi kolaydır. Fakat hamilelikte 20 kilo alınması bu kiloların geri verilmesini zorlaştırır. Doğumdan sonra beslenmek ne kadar önemli ise hamilelikte de beslenmek oldukça önemlidir.

Kilo vermede en uygun zaman emzirme dönemidir. İlk 6 ay bebek anne sütü ile beslenecekse anne beslenmesine dikkat etmelidir. Yetersiz beslenme anne sütünü azaltır. Bu nedenle hem sütün kalitesini arttırmak hem de sütünün artması için iyi beslenilmelidir. Emzirme döneminde kilo verilemediyse, fazla kiloların geri verilmesi için doğumdan 4 ay sonra özel diyetlere başlanabilir. Bu özel diyetler diyetisyen kontrolünde yapılmalıdır. Sağlıklı kilo vermek için hem hamilelik döneminde hem de doğumdan sonra bir diyetisyene gitmesinde fayda vardır. Çünkü anne artık hem kendi hem de bebeği için doğru beslenmek zorundadır. En güzel beslenme biçimi ise öğün atlatmadan, az sık şekilde yemek yiyerek ve özellikle akşam yemeklerini erken ve hafif yemektir. Bu şekilde hamilelikte dengeli kilo alınır, doğumdan sonra ise dengeli kilo verilebilir. Hamilelikte az kilo almanın bir diğer faydası ise çatlaklar ve diğer gebelik sorunlarının daha az görülmesidir.

Emziren anneler bol sıvı almalıdır. Sıvı tüketimi hem metabolizmanın hızlanması hem de süt miktarının azalmaması için önemlidir. Fakat sıvı alımı çay kahve gibi içeceklerden alınmamalıdır. Bunun yerine süt, hoşaf, ayran, limonata, şerbet, su, meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Emzirme döneminde anne düzenli olarak süt, yoğurt, peynir gibi kalsiyum bakımından zengin olan besinleri tüketmeye dikkat etmelidir. Ayrıca her gün vitamin açısından zengin olan sebze ve meyveleri tüketmelidir. Alınan kiloları geri vermek için kuru baklagil yemeklerini de bir porsiyon şeklinde düzenli olarak tüketmelidir. Anne kendi sağlığı için, sağlıklı olmak ve sağlıklı kilo vermek için beslenmeye dikkat edilmelidir. Beslenmenin yanı sıra spor ve egzersizlere de zaman ayırmalısınız. Normal de düzenli spor ile ilk 6 ay içinde fazla kilolardan kurtulabilirsiniz. Kilo vermede en uygun zamanlar ilk aylardır.

DOĞUM ÇANTASI

DOĞUM ÇANTASI HAZIRLAMA

Anne adayı doğum yaklaştıkça daha çok heyecan yaşar ve sabırsızlanır. Bu nedenle doğum çantası önceden hazırlanmalıdır. Doğum çantası oldukça önemlidir. Çünkü doğum sonrasında zorluk yaşayabilirsiniz. Çantanızın hazır olması sonucu hem her şeyi kolayca bulabilir hem de erken doğum ihtimaline karşı her an hazır olabilirsiniz. Böylece kendinizi daha rahat hissedersiniz.

Doğum çantası için gereken malzemeler

Sizin için;

  • Daha önceden yapılan testler, hastanenin telefon numarası, sağlık karneniz, her ihtimale karşı yakınlarınızın telefon numarası,
  • 1 adet pijama ve sabahlık,
  • 2 adet gecelik,
  • Bir adet terlik, çorap ve üşümemeniz için bir adet hırka,
  • 3 adet külot,
  • 2 adet atlet,
  • 2 adet sutyen,
  • Hijyenik göğüs ve kadın pedi,
  • Meme ucu için çatlama önleyici krem,
  • Hastaneden çıkışta giyeceğiniz rahat kıyafetler,
  • Diş macunu ve fırçası,
  • Şampuan ve sabun,
  • Tarak, saçlarınızı toplamak için toka,
  • Deodorant ve parfüm,
  • Cep telefonu,
  • Kâğıt havlu, peçete, ıslak mendil, havlu, bardak,
  • Fotoğraf makinesi gereklidir.

Bebeğiniz için;

  • Battaniye ve küçük yastık,
  • Bebek bezi ve ıslak mendil,
  • Mevsime göre hırka, tulum, pijama, yelek
  • 3 adet çorap, eldiven, şapka,
  • Önlük, biberon
  • Ana kucağı

YENİ DOĞAN BEBEK NASIL YIKANIR?

YENİ DOĞAN BEBEK NASIL YIKANIR?

Hamileliğin başlaması ile birlikte doğuma kadar geçen süre anne için oldukça karışık ve zor bir dönemdir. Ancak bebeğin doğması ile birlikte anne daha fazla zorluk yaşar. Çünkü bebeğin bakımı ile ilgili annenin kafasında birçok soru işareti olabilir. Bu sorulardan biri de bebeğin nasıl yıkanacağıdır. Bebek eve geldikten sonra birkaç gün içinde yıkanabilir. Bebeğin bu ilk banyosu anneler için biraz zor olabilir. Çünkü bebeğin cildi yumuşak ve hassastır. Bu nedenle özel bir bakıma ihtiyaç duyar. Bebek eve geldikten ve birkaç gün geçtikten sonra artık banyo yapmanın vakti gelmiştir. Bebeğin ilk kez su ile tanışacak olması ya da bebeğin çok küçük olması nedeniyle anneler kararsızlık yaşayabilir. Hatta ilk çocukları olan genç anneler bebeklerini yıkamaya cesaret edemezler. Bu nedenle aile büyüklerinden yardım alırlar. Bebeğin bakımı çok önemlidir. Banyo da bu bakımın içinde önemli bir yer tutar.

Bebeği banyo yaptırmadan önce ve yaptırdıktan sonra bazı noktalara dikkat etmek gerekir. İlk olarak bebeğin cildinin yumuşak ve hassas olduğu göz önüne alınarak bebekler için üretilen ürünleri kullanmak gerekir. Bebek küvette yıkanacaksa göbeği düştükten 4 gün sonra yıkanmalıdır. Göbeği düşene kadar bebek küvette yıkanmamalıdır. Yeni doğan bebeklerde banyo sonrasında vücutta kızarmalar olabilir. Bu normaldir ancak deride döküntüler meydana gelirse hemen doktora götürülmelidir. Anne bebeği yıkamaya başlamadan önce gerekli malzemeleri yanına koymalıdır. Çünkü herhangi bir şey gerekli olduğunda anne bebeği tek başına bırakıp gidemez. Bu nedenle aksaklıklar yaşamamak için ayrıntıları iyi düşünmek gerekir. Bebeği yıkamaya başlamadan önce su sıcaklığı ve ortamın ısısı iyi ayarlanmalıdır. Oda ısısının 23–25 derece arasında olması gerekir. Bebeği banyo yaptırdıktan sonra hemen giydirmek için bebeğin eşyalarını yakın bir yere konmalıdır. Bebeği yıkamaya başlamadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer noktada bebeği banyo öncesinde emzirmemek gerekir. Aksi durumda bebek kusabilir. Banyonun bebek için çok faydası vardır. Hem rahatlamasını hem de rahat bir uyku uyumasına yardımcı olur.

Bebeği yıkamaya başlamadan önce suyun sıcaklığı ayarlanmalı ve gerekli eşyalar hazırlanmalıdır. Bebek leğende yıkanacaksa mutlaka leğenin altına kalın havlu gibi şeyler konmalıdır. Küvet ya da leğene çok su konmamalı, yavaş şekilde su dökerek yıkanmaya başlanmalıdır. Daha sonra sabunlanmış yumuşak bebek süngeri ile bebeğin ön tarafı ve sırtı sabunlanır. Bebeğin vücudu yavaş bir şekilde ovularak durulanır. Ardından sıra bebeğin başını yıkamaya gelir. Aynı şekilde bebeğin kulaklarına su kaçırmamaya dikkat ederek bebeğin başı nazik biçimde sabunlanır ve aynı biçimde durulanır. Böylece yıkama işlemini bitirmiş oluruz. Yıkama işlemi bittikten sonra bebek hemen ılık bir havluya sarılarak kurulanır.

BEBEKLERDE PİŞİK

Bebekler neden pişik olur?

Pişik sorunu bebeklerin çoğunluğunda görülür ve normal bir durumdur. Bu durum anneleri biraz huzursuz edebilir. Çünkü anneler bebeklerine çok iyi bakar ve çok dikkat eder. Pişik sorununun bebekte görülmesi bu nedenle anneleri biraz huzursuz edebilir. Ancak çok dikkat edilmesine rağmen pişik sorunu her bebekte görülen bir durumdur. Pişik sorununun oluşmasında ki neden yeni doğan bebeklerin ciltlerinin çok hassas olmasıdır. Ayrıca uzun süre değiştirilmeyen bebek bezi de pişiğin oluşmasına neden olur. Pişiğin oluşmasında ki en önemli neden bebeğin cildinin tahriş olmasıdır. Bebeklerin tenleri çok hassas olduğu için cilt tahriş olduğunda pişik oluşabilir. Bu nedenle pişik sorunu ilk 3 aya kadar sıkça karşılaşılan bir durum haline gelir. Bebek bezlerinin de pişiğin oluşmasına neden olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle bebek bezlerini yeteri sıklıkla değiştirmekte fayda vardır.

Bebeklerde pişik önemli bir sorundur. Pişik olan bölgede yanma, batma ya da kaşıntı olur. Bu nedenle bebekte devamlı ağlamalar ve huzursuzluk görülür. Pişiğin oluşmaması için bazı önlemler alınabilir. İlk olarak cilt temizliğine dikkat edilmeli ve cilt temizliği mutlaka su ile yapılmalıdır. Ardından bebeğin cildi iyice kurulanmalıdır. Pişiğin oluşmasında bebek bezlerinin önemini vurgulamıştık. Bu nedenle mutlaka uygun süre ile bez değiştirilmeli, uygun boyda bebek bezi kullanılmalı ve pişiğin oluşması halinde pişik önleyici kremler kullanılmalıdır.

Pişiğin oluşmasına neden olan faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz;

  • İshal
  • Uzun süre değiştirilmeyen bebek bezi
  • Gerekli hijyenin sağlanmamış olması
  • Mantar enfeksiyonları
  • Ek besinlere geçilmiş olması
  • Temizlikte kullanılan maddeler bebeklerde pişik nedeni olabilir.

Pişiğin tedavisi;

  • Pişiğin oluşması durumunda pişik olan bölge düzenli şekilde su ile yıkanmalı ve kurulanmalıdır.
  • Bebek bezi 2 saatte bir değiştirilmeli ve her bez değişiminde pişik kremi sürülmelidir.
  • Bez değiştirildiğinde bebeğin altı en az beş dakika açık bırakılarak hava ile teması sağlanmalıdır.
  • Pişiğin geçmemesi durumunda doktora başvurulmalıdır.
  • Bebek bezinin boy ve kiloya uygun olmasına dikkat edilmelidir.
  • Bebek bezi pişik süresince biraz gevşek bağlanmalıdır.
  • Enfeksiyon nedeniyle pişik oluşmuşsa hemen bir doktora başvurulmalıdır.

LOHUSALIK

LOHUSALIK NEDİR?

Gebelik dönemi her ne kadar zor olsa da anneler hayatlarının en güzel döneminin gebelik dönemi olduğunu söyler. Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz ilk an, ilk kalp atışları ya da ilk tekme atışı annelerin hiç unutamadığı anlardandır. Zaman su gibi akıp geçiyor ve artık sıra doğuma geliyor. Minik bebeğinizi kucağınıza alıyorsunuz. Gebeliğiniz sonlanıyor ancak anne adayı yeni bir döneme giriyor. Loğusalık dönemine! Bu dönem de en az hamilelik dönemi kadar önemlidir. Çünkü artık vücut eski düzenine dönmeye çalışıyordur. Hamileliğe alışan vücut, doğumdan sonra tekrar eski halini alana kadar anne bu döneme çok dikkat etmelidir. Loğusalık döneminde hamilelikte de olduğu gibi annede fizyolojik ve duygusal değişimler olur. Loğusalık; bebeğin doğumu ile başlayan ve tekrar vücudun gebelikten önceki haline gelmesine kadar devam eden bir süreçtir. Bu süre yaklaşık 6 hafta sürer. Gebelikten sonraki 6 haftalık döneme loğusalık, anneye ise loğusa denir.

Loğusalık döneminin en önemli özelliği bebeğin doğması ile birlikte meme bezlerinin süt salgılamasıdır. Genel olarak bakıldığında loğusalık; genital organların eski haline dönmesi, süt salgısının başladığı, annenin gebelikteki ruhsal durumunun düzene girdiği bir dönem diyebiliriz. Doğumun ardından vücutta birçok değişikliğin olması anneyi çok etkiler. Aslında fizyolojik yapıdan daha çok anne ruhsal yapıdan etkilenir. Loğusalık döneminde annede bir takım hastalıklar gözlenebilir. Bu hastalıklar; loğusalık humması, loğusalık dönemi enfeksiyonları, flebit hastalığı, meme iltihabı ve kanamalardır.

Loğusalık ve emziklilikte anne adayı dinlenme, egzersiz yapmak, temizlik, giyim, beslenme, genital organ ve memelerin bakımına dikkat etmelidir. Loğusalık döneminde ilk 2–3 gün vajinal akıntılar olabilir. Bu akıntılar kanla karışık olup kırmızı renktedir. 10 günden sonra bu akıntılar beyaz bir renkte olur. Bu durum 4 haftadan sonra tamamen kaybolur. Loğusalık süresince yumurtalıklar da yavaş yavaş eski haline dönmeye başlar.

Loğusalık psikolojisi de önemli bir konudur. Doğum olayı anne yi hem fizyolojik hem de ruhsal olarak etkiler. Uzun bir gebelik süreci ve zorlu bir doğum sonrasında anne de doğum sonrası depresyonu görülebilir. Anne ilk günlerde hüzünlü, endişeli ve yorgun olur. Çevredeki kişilerin anneye destek olması ve doğumdan sonraki bu ilk günlerini annenin daha sakin geçirmesini sağlamalıdırlar.

Yeni doğan bebeklerde işitme testi

Yeni doğan bebeklerde işitme testi

Bebeklere doğumdan itibaren birçok testler yapılmaktadır. Bu testlerden biriside işitme testidir. İşitme testi doğumdan sonra yapılması önemli ve gerekli bir testtir. Bunun nedeni yeni doğan her 1000 bebeğin 3’ünde doğumsal ya da yeni doğan döneminde geçirilen hastalıklar nedeniyle işitme kaybı olmaktadır. Bebeklerde en sık karşılaşılan duyu bozukluğu işitme kaybıdır. Bu oranlar göz önüne alındığında yeni doğanların işitme taramasından ve işitme testlerinden geçmesinin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Hastalığın erken tanısı, tedavi için oldukça önemlidir. Bu yüzden yeni doğan bebeklerde bu tür testlerin yapılarak erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinden faydalanması sağlanmalıdır.

Normalde bebekler doğduğunda işitme duyumu oldukça gelişmiştir. Bebek ilk günlerde çevreden gelen ani seslere tepki verir. Hatta doğumdan sonraki haftalarda ani seslere irkilir ve gözlerini kırpar. Bebeklerde dil gelişimi doğumdan sonraki haftalarda ve aylarda algıladığı seslerle oluşur. İşitme sorunu olan bebekler erken teşhis ve tedavi edilmezse konuşma açısından ciddi sorunlar yaşar. İşitme probleminde gerekli tedavi sağlanmaz ise ileride istenmeyen gelişim ve duyum bozuklukları görülür. Bu nedenle işitme testinin doğumdan sonra hemen yapılması, sorunun tespiti ve tedavisinin hemen başlanması gerekir.

İşitme testinin tüm yeni doğan bebeklere yapılması gereklidir. Çünkü işitme kaybı yaşayan bebeklerin büyük bir kısmı herhangi bir risk faktöründe bulunmayan bebeklerdir. Yani işitme kaybı her bebekte olabilecek bir sorundur.

Yeni doğan bebeklere işitme testi nasıl yapılır?

Yeni doğan bebeklere uygulanacak birkaç çeşit test vardır. bu tarama testlerinden ilki Otoakustik emisyon testidir. Bu testte kulağa yerleştirilen bir probla kulağa iletilen sesin iç kulak tarafından yansıtmasını kaydetmeye dayalı test yöntemidir ve çok kısa bir sürede bu test gerçekleştirilir. Bir diğer test ise; Bera testidir. Bera testi ise bebeğin dış seslere karşı tepkisini ölçen bir kayıt cihazıdır. Ayrıca bebeğin kulağına sesler verilerek duyup duymadığı beyin dalgaları ile ölçülür. Bu işitme testleri oldukça güvenilir testlerdir ve bebeğe hiçbir zarar vermez.