Ters ilişkiye nasıl girilir?

 

Arkadan ilişki (anal seks) nedir?

Bu yazımızda ters ilişki yani anal seks hakkında bilgi vereceğiz. Anal seks sıklıkla sorulan sorular arasındadır. Anal seks nedir? Ters ilişkiye nasıl girilir? Ters ilişkiye girmenin en kolay yolu nedir?adsız ö

İlk olarak ters ilişkiyi tanımlayacak olursak; ters ilişki penisin vajina içerisine değilde makata sokulması ile oluşan ilişkiye verilen isimdir. Özellikle evlilik öncesinde çiftler bakireliğin bozulmaması için ters ilişkiyi tercih etmektedir.

Ters ilişkiden zevk almak ve güvenli bir ters ilişki için bazı noktalara dikkat etmek; bu konuda bilinçli olmak ve bazı hazırlıklar yapmak gerekir. Çünkü ters ilişki normal cinsel ilişkiden farklıdır. Normal cinsel ilişkide isteksiz olunsa dahi vajina kendiliğinden kayganlaşacak ve ilişki daha kolay olacaktır. Fakat ters ilişkide durum böyle değildir. Bu nedenle ilk olarak kendinizi hem fiziksel hem de psikolojik olarak anal sekse hazırlamanız gerekir. Rahat olmak ters ilişkinin en önemli kuralıdır. Anal kasların gevşemesi acıyı en aza indirecektir.

Acısız bir ilişki için öncelikle anüsü ve penisi kaygan bir hale getirmeniz gereklidir. Bunun için kullanılan özel kayganlaştırıcılar tercih edebilirsiniz. Kayganlaştırıcı tercihinde kokusuz cildinizi tahriş etmeyecek ürünleri kullanmalısınız. Kokulu, su bazlı olmayan ya da yağ bazlı kayganlaştırıcılar tercih etmemelisiniz. Hastalıklardan korunmak için anal birleşme sonrası hemen vajinal birleşme olmamalıdır. Ters ilişki sonrası prezervatif değiştirmek en sağlıklı olanıdır.

Güvenilir bir ters ilişki için mutlaka kayganlaştırıcı kullanmak gerekir. Çünkü anüs bölgesi vajinal bölge gibi değildir. Vajinal bölge cinsel ilişki sırasında salgıladığı kaygan sıvı sayesinde kendiliğinden ıslanır ve ilişkinin kolay olmasını sağlar. Anüs bölgesi kendiliğinden ıslanmayacağı için; penisi ve anal bölgeyi olabildiğince kaygan hale getirmek önemlidir.

Ters ilişki ve normal cinsel ilişkiden duyulan haz farklıdır. İlk olarak çiftler bunun farkına varmalıdır. Ters ilişkiden bazı çiftler hiç zevk almaz ve tercih etmez. Bazı çiftler ise anal seksi sıklıkla tercih eder.

Peki arkadan (ters) ilişkiye nasıl girilir?

İlk olarak ilişkiye başlamadan önce anal bölgenizi temizlemelisiniz. İlişki için, hem fiziksel hem de ruhsal olarak hazır olduğunuzdan emin olun. Partneriniz parmağına kayganlaştırıcı sürerek zevk alıp almadığınızı görmelidir. Ters ilişkide zevk almak, kolay bir birliktelik için oldukça önemlidir. Arkadan ilişkiye girerken daha az acı duymak için olabildiğince yavaş ve dikkatli olunmalıdır. Tüm hazırlıklar tamamlandığında artık ters ilişki için hazırsınız demektir. Penis kondom ile korunmalı ve bol kayganlaştırıcı kullanarak ters ilişkiyi deneyebilirsiniz. Acı hissedildiğinde ya da istemediğinizde mutlaka partnerinize bunu söyleyin. Partneriniz anüs bölgenize masaj yaparak sizin rahatlamanızı sağlamalıdır. Bu şekilde rahatlayacak ve ilişkiden daha fazla zevk alacaksınız. Ancak önemli olan yavaş ve dikkatli davranmaktır. Ters ilişki özellikle ilk kez deneyenler için biraz acı verici olabilir. Bu nedenle ters ilişkiyi iki taraf da istemelidir. Kendinizi tam anlamıyla hazır hissetmediğinizde sonuç acı duymak olacaktır. Bu nedenle yavaş hareket etmeli, makatı ve penisi kayganlaştırmak ve penisin makata girişi yavaş ve dikkatli bir şekilde olmalıdır. ilk deneyiminizde biraz acı duyabilirsiniz, ancak anüs bölgesinde ki kaslar gevşedikçe ve yeterli kayganlık sağlandığında daha az acı hissedeceksiniz.

Yeni doğum yapan kadına söylenmemesi gerekenler

Yeni doğum yapmış kadına bunları asla söylemeyin…

Bilindiği gibi hamilelik oldukça zorlu bir süreçtir. Hamileliğin öğrenilmesi ile anne adayları sürekli bir endişe halindedir. Aslında bunun nedeni “bebeğime bir zarar gelmesin” düşüncesidir. Her kadının vücut yapısı farklı olduğundan, hamileliği de farklıdır. Çevremizde hiçbir hamilelik sorunu yaşamayan ve çok kolay hamilelik süreci geçiren anne adaylarını görebiliriz. Ya da hamileliği çok sıkıntılı olan ve bir çok hamilelik sorunu yaşayan anne adayları da görürüz. İşte bu süreçte anne adayı hem fiziksel hem de ruhsal olarak büyük bir değişim içine girer. Artık anne adaylarının tek isteği kolay bir doğum ve bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına almak olur.yenidoganda-5-acayip-normallik-1306586

Hamileliğin ilk aylarından itibaren anne adayının kafasında sürekli şu sorular vardır; düşük mü yapacağım, bebeğimde bir sağlık sorunu olur mu, doğumum kolay mı olacak ve bunun gibi bir çok soru devamlı aklındadır. Bir de çevreden söylenen olumsuz gebelik hikayeleri anne adayının endişesini iyice arttırır. Ancak anne adayları çevredeki insanların anlattığı bu olayları duymazdan gelmeli ve 9 aylık güzel hamilelik sürecinin keyfini çıkarmalıdır.

Hamilelik sürecinde anne adayları daha hassas olur. Bu nedenle anne adayını endişelendirecek ya da üzecek kelimeler söylenmemelidir. Kötü sonla biten hikayeler anne adaylarını daha çok endişelendirecektir. Bu anne kadar bebeğin de etkilenmesine neden olur. Bilindiği gibi stres anne karnında bebeğin olumsuz etkilenmesine neden olan en büyük etkendir.

Doğum yaptınız ve bebeğinizi sağlıklı bir şekilde kucağınıza aldınız. Maalesef çevrenin olumsuz hikayeleri yine devam edecektir. Buna hazırlıklı olun…

Yeni anne olmuş bayanlar loğusalık dönemindedir ve bu dönemde de oldukça hassastırlar. İlk günler yeni doğum yapmış anneler için oldukça zor geçer. Çünkü doğum gibi zorlu bir süreç yaşamış ve bu yeni duruma alışmaya çalışıyordur. Hamileliği ve doğumu zor geçen annelerde loğusa depresyonuna dikkat edilmelidir. Eşlerin ve çevrenin desteği bu dönemde çok önemlidir.

Peki yeni doğum yapmış annelere nasıl davranmalıyız ve neler söylememeliyiz?

  • İlk olarak yeni doğum yapmış annelenin yanına giderken pozitif olmayı unutmayın. Ona sarılın ve her zaman yanında olacağınızı ona hissettirin.
  • Yeni doğum yapmış anneler ile kilo muhabbetine girmek oldukça yanlıştır. Çünkü anneler henüz doğum kilolarını verememiş ve kendini çok kilolu hissetmektedir. Bu nedenle “sanki doğum yapmamış gibisin, karnın hiç inmemiş” gibi bir cümle asla kurmayın.
  • Özellikle ilk çocuğu olan anneler henüz tecrübesizdir. Bu nedenle sütün az mı, bebeğin parmağını emiyor herhalde hiç doymuyor gibi kafa karıştıran cümlelerden uzak durun.
  • Loğusa dönemindeki annelere “Bu daha iyi günlerin” ile başlayan cümleler asla kurmayın.
  • Yeni doğum yapmış anneyi ziyarete gittiğinizde ona yardımcı olun. İhtiyacı olduğunda her zaman yanında olacağınızı söyleyin. Sen ne zaman istersen yanına geliriz, merak etme çocuk bakımında da yardımcı oluruz gibi cümleler anneyi rahatlatacaktır.
  • Aileye yeni bir birey katılmış, annenin önceliği değişmiş ve anne bu yeni duruma alışmaya çalışma dönemindedir. Bu nedenle annenin yanında artık sen bebekle uğraşmak zorundasın, istediğin gibi gezemezsin gibi cümleler kurmak yanlıştır.
  • Doğumdan sonraki ilk bir kaç hafta annenin en hassas olduğu dönemdir. Çünkü doğum sonrası fiziksel iyileşme süreci, uykusuzluk, bu yeni duruma alışma anneyi olumsuz etkiler.
  • Toplumda kilolu çocukların daha sağlıklı olduğu düşüncesi yaygındır. Ancak çocuğun kilolu olması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Hatta bu anneler için en sinir bozucu cümlelerden biridir. Bu nedenle anneye “bebeğin çok küçük gözüküyor” gibi bir cümle asla kurmayın.
  • Anne sütü veriyor musun yada geceleri sürekli uyanıyor mu? Gibi sorular annelerin sevmediği sorulardandır.
  • Yeni doğum yapmış ve bu duruma alışmaya çalışan annelere ikinci çocuğu ne zaman yapacaksın sorusu asla sorulmamalıdır. Çünkü anneler doğumdan sonraki haftalarda oldukça zorlanmaktadır. İkinci bir çocuk düşüncesi anneyi ruhsal olarak olumsuz etkileyecektir.
  • Genellikle anneler çevreden acıyarak bakan insanlardan şikayetçi olmaktadır. Doğum yapmak ve bebek sahibi olmak dünyanın en güzel duygularından biridir. Acıyarak bakmak ve büyük bir zorlukla karşılaşmış gibi davranmak annelerin sinirlenmesine neden olur.
  • Doğumdan sonra anneler içgüdesel olarak hareket ederler. Sanki yıllarca annelik yapmış, bir çok çocuğu olmuş gibidirler. Bu nedenle annelere sürekli akıl vermek, onu öyle yapma böyle yap demek yanlıştır.
  • Annelik dünyanın en güzel duygularındandır. Bu nedenle doğumdan sonra anneler bu güzel günlerin keyfini çıkarmalıdır.

 

SİGARA KISIRLIĞA NEDEN OLUR MU?

Sigara kısırlığa neden olur mu? Sigaranın doğurganlık üzerindeki etkileri nelerdir? Sigara doğurganlığı nasıl etkiler?

Sigaranın insan sağlığına etkileri üzerinde bir çok bilimsel çalışma yapılmış, sigaranın kısırlığa neden olup olmadığı yada gebelikte sigara içmenin bebek üzerinde ki etkileri araştırılmıştır. Yapılan araşgebelik-ne-zamantırmalar sonucunda sigara tüketimi ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Ayrıca doğurganlık üzerinde hem erkek hem de kadın açısından da ters etkileri vardır.

Sigara bir çok sağlık sorununa neden olmakla beraber, kısırlığa da neden olduğu görülmüştür. Doğurganlığı etkilemesinin yanı sıra tekrarlayan düşüklere ve yeni doğan bebeklerde gelişim bozukluklarına da neden olmaktadır. Ancak sigara tüketimi ciddi sağlık sorunlarına ve üreme sistemini olumsuz etkilemesine rağmen, pek ciddiye alınmayarak tüketilmektedir. Sigara üreme sistemini olumsuz etkileyerek kısırlığa neden olduğu için bebek planlayan eşlerin ilk olarak sigarayı bırakmaları gerekmektedir.

Sigara tüketimi doğurganlığı ciddi oranda olumsuz etkilemektedir. Sigara tüketen kişilerde kısırlık oranının daha fazla olduğu görülmektedir. Bu hem kadın için hem de erkek için geçerlidir. Ayrıca sigara içmeyen ve pasif içiciliğe maruz kalan kişilerde bu risk altındadır.

Sigara tüketiminin kadın ve erkek üreme organları üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Sigaranın erkek üreme organları üzerindeki olumsuz etkilerini sıralayacak olursak;

  • Sigara tüketimi erkeklerde sperm sayısı ve kalitesinde azalmaya neden olur.
  • Sperm sayısını azaltmakta ve spermlerde şekil-hareket bozukluğuna da neden olmaktadır.
  • Sigara tüketiminin miktarına bağlı olarak erkekte sertleşme sorununa da neden olabilir.

Sigaranın kadın üreme organları üzerindeki olumsuz etkileri;

  • Sigara doğurganlığın azalmasına neden olur. Sigara içen çiftlerde infertilite oranı daha yüksektir.
  • Menopoza erken girilmesine neden olur.
  • Sigara tüketen kadınlarda hamile kalındığında erken doğum riski, dış gebelik ve düşük riski daha fazladır.
  • Sigara kadınlarda östrojen hormonu düzeyinin azalmasına neden olur.
  • Sigara tüketen bayanlarda tüp bebek tedavisinde başarı şansı düşüştür. Ayrıca oluşan gebeliklerde de düşük riski daha fazladır.
  • Kadınlarda yumurtalıklara zarar vermekte ve yumurtlama kapasitesini azaltmaktadır.
  • Sigara tüketimi rahim ağzından içeriye spermlerin geçişini zorlaştırarak, sperm ve yumurtanın birleşme olayını olumsuz etkiler. Böyle bir durumda da hamilelik şansı azalır.
  • Sigara anne karnında bebeğe de zarar verir.

Sigaranın hamile kalmayı zorlaştırdığından bahsetmiştik. Ayrıca kadın üreme organları üzerinde de bir çok olumsuz etkisi vardır. Sigara sadece doğal yolla hamile kalmayı zorlaştırmaz. Tüp bebek tedavisinde de başarı şansını düşürür. Genellikle tüp bebek gibi yardımcı üreme tedavilerinde çiftlerden tedavi süresince sigara kullanmamaları istenir. Tedavi süresince sigara içmemek başarı şansını arttıracak ve oluşan gebeliklerin düşükle sonlanma riski daha az olacaktır. Sigara kullanan bayanlarda embriyonun rahme tutunması daha güç olur. Bu nedenle tedavi sürekli başarız sonuçlanacak ve anne adayları bir çok kez tüp bebek denemesi yapmak zorunda kalacaktır.

Hamile kalamama durumunda doktorunuz size bu konuda bilgi verecektir. Tüp bebek tedavisine başlamadan önce doktorunuz sizi bu konuda uyarır ve tedavi süresince de hatta üç ay öncesinden sigarayı bırakmanızı ister. Bu şekilde tedavide başarı şansı daha yüksek olur.

BİR TÜP BEBEK HİKAYESİ

BİR TÜP BEBEK HİKAYESİ

Merve Hanım 29 Yaşında

Merhabalar, adım Merve ve on yıllık evliyim… Size kendi umut dolu tüp bebek hikayemi anlatacağım. Eşimle on senelik mutlu bir evliliğimiz var. Ben çocukları her zaman seven biri olmuşumdur ki bu nedenle hemen çocuk sahibi olmak istedim. İlk sene hamile kalamadığım da hiç endişelenmedim. Çevremde sürekli merak etme olur, daha yeni evlisin, yaşın daha küçük gibi cümleleri duyuyordum. Bu şekilde iki yıl geçti daha sonra bir şeylerin ters gittiğini düşünüp, hamile kalamadığım için bir kadın doğum uzmanına gitmeye karar verdim. Yapılan muayene ve testler sonucunda hamile kalmaya engel bir durumun olmadığı ve hamile kalabileceğim söylendi. Bir yıl doğal yolla hamile kalma ve ilaç tedavileri ile geçti. Ama her ay umutla pozitif olması beklenen sonuç negatif oldu.fft150_mf1315718

Yaşadıklarıma bir anlam veremiyordum; her şey normal, her ay düzenli regl oluyorum, hamile kalmamam için bir neden yok ama ben hamile kalamıyorum… Benim için bu dönem oldukça zor ve sıkıntılı oldu. “Acaba hiç çocuğum olmayacak mı”? Düşüncesi aklımdan hiç çıkmamaya başladı. Birde çevremde devamlı hamile kalan ve doğum yapan anneleri gördükçe endişem iyice arttı. Elbette bu durum eşimle olan ilişkime de yansıdı. Ben devamlı huzursuz ve gergin olduğum için bunu eşime de yansıtıyordum. Ama eşim oldukça anlayışlı bir insan olduğu için her zaman bana destek oldu. Bu dönemde evden çıkmak istemiyordum hatta neredeyse bütün gün uyumak istedim. Daha sonra hayatın böyle devam edemeyeceğine karar vererek, kendimi toparladım ve yeniden denemeye karar verdim.

Tekrar doktora gittiğimde, doktorum aşılama yöntemini önerdi. Bu sefer hamile kalacağım umudu ile tedaviye başladım. Ancak aşılama yönteminden de istediğim sonucu alamadım. Her olumsuz sonuçta umudum biraz daha azaldı, sanki dünya yıkılmış da ben altında kalmışım gibi hissediyordum. Aslında öyle kolay kolay üzülen ve hemen pes eden biri değilimdir. Bir çok zorluğu da bu güçlü yönüm sayesinde atlattım ancak evlat sahibi olamamak çok ayrı bir duygu ve bunu yaşamayan anlamaz. Bu nedenle asla pes etmedim her olumsuz tedavi sonrasında tekrar ayağa kalkıp yeniden denedim.

Sonra kendi kendime bir karar alıp, her şeyi oluruna bırakmaya karar verdim. Artık bebek fikrini tamamen aklımdan çıkaracak ve her şey nasip kısmet diyecektim. Bebek tedavisine de bir sene yıl ara verdim. Bir yılın sonunda tüp bebek yaptırmaya karar verdim ve bu yöntemle şansımın daha yüksek olacağına inandım. Bu sefer olacak, umudunu kaybetme diyerek kendimi güçlendirerek tedaviye başladım. Tüp bebek tedavisi diğer tedavilerden çok farklıydı. Bu ilk tüp bebek denememdi ve tüp bebek hakkında fazla bir bilgim yoktu. Her şeyi yaşayıp öğrenecektim…

Bu süreç de benim için zor geçti ve yumurta toplama gününü sabırsızlıkla bekledim. Nihayet yumurta toplama işlemi gerçekleşti ve 11 tane embriyo elde edildi. Doktorum embriyoların kaliteli olduğunu ve beşinci gün transferi olacağını söylediğinde çok sevindim. Sıra embriyo transferine geldi …

Embriyo transferim gerçekleşti ve on günlük bekleme sürem başladı. Eve gittim, bol bol dinlendim, fazla ayakta kalmamaya dikkat ettim. On günün sonunda sıra kan testine geldi, embriyonun tutunup tutunmadığı belli olacaktı. Sabah kan testi verdim ve eve tekrar döndüm. Saatler geçmek bilmedi. Sonucu almaya cesaret edemedim, sonucu eşim aldı ve beni aradı. Çok tuhaf bir duygu içindeydim, eşim telefonda hamile olduğumu söylediğinde dünyalar benim oldu. Evet tedavim bu sefer olumlu sonuçlanmış ve ben ilk tüp bebek denememde hamile kalmıştım.

Aslında ben şanslıydım çünkü ilk denemede hamilelik olmuştu. Önemli olan umudu asla kaybetmemek… Ben pes etmedim, her seferinde tekrar ayağa kalktım. Kızıma kavuştuğum on an ise tüm yaşadığım zorlukları unutmuştum. Allah tüm isteyenlere hayırlı evlatlar versin…

HAMİLELİKTE RÖNTGEN ODASINA GİRMEK

Bu yazımızda hamilelikte röntgen odasında bulunmak bebeğe zarar verir mi? Sorusunu cevaplayacağız. Genellikle kadınlar rhamile olduğunu bilmeden röntgen çekinir yada röntgen odasına girer. Hamileliğin öğrenilmesiyle akla hemen içilen ilaçlar, kaldırılan ağır eşyalar, röntgen odasına girmek vb. Olaylar akla gelir. Böyle durumlarda anne adayları, bebeğime zarar gelecek düşüncesi ile endişelenir. Ancak panik yapmamalı ve sakinliğinizi korumalısınız.

Gebelik sürecinde bayanlar daha fazla endişeli olurlar. En fazla endişe hamile olduğunu bilmediği zamanda yapılan işlerde duyulur. Örneğin bir yakınınız röntgen filmi çekilirken, sizde röntgen odasında bulundunuz ve sonrasında hamile olduğunuzu öğrendiniz. Normal olarak akla hemen bebeğin röntgen ışınlarından zarar görebileceği gelir. İlk olarak hamile olduğunuzu bilmeden röntgen odasına girmişseniz bu durumu doktoruzuna danışmalısınız. Ancak röntgen çekimi sırasında odada bulunan kişiler daha düşük dozlara maruz kalır. Yani röntgen masasından ne kadar uzakta durursanız o kadar az doza maruz kalırsınız. Ayrıca kurşun yelek giymek sizi rötgen ışınlarından daha fazla koruyacaktır.

Rontgen çekimi sırasında kişilerin radyasyona maruz kaldığı doğrudur. Çekim sırasında odada bulunan kişiler radyosyana maruz kalabilir. Aynı şekilde hamile olduğunu bilen ya da bilmeyen bayanlarda bu ışınlara maruz kalacaktır. Rötgen odalarının kapısında “hamileler yada hamilelik şüphesi olanlar giremez” ifadesi yazması da bu nedenledir. Yani hamilelerin gereksiz röntgen ışını almaması için böyle bir kural konmuştur.

Hamile olduğunuzu bilmeden röntgen odasına girmişseniz paniklemenize gerek yoktur. Çünkü bebeğinizin zarar görme ihtimali çok azdır. Önemli olan çok sayıda ve yüksek dozda röntgen filmi çektirmemek ve çok kez röntgen odasında bulunmamaktır. Gebelikte röntgen ışınlarının bebeğe zarar vermesi için belli bir dozun üstünde olması gerekir.

Gebelikte röntgen odasında bulunmuşsanız doktorunuza danışarak bilgi alabilirsiniz.

Adet Ağrısına İyi Gelen Bitkiler Nelerdir?

adsızBu yazımızda pek çok bayanın her ay yaşamak zorunda olduğu ve günlük hayatını olumsuz etkileyen bir sorun olan adet sancısı ve adet sancısına iyi gelen bitkiler hakkında bilgi vereceğiz. Adet sancısı nasıl geçer? Adet sancısına iyi gelen bitkiler nelerdir?

Adet ağrısı bir çok bayanın ortak sorunudur ve bu ağrılar bazen günlük hayatı kabusa çevirir. Her bayanda bu ağrı şiddeti elbette farklıdır ve bazı bayanlar hiç adet ağrısı yaşamazlar. Adet ağrılarından ağrı kesici almadan da kurtulmanın yolları vardır. Bayanların çoğu adet döneminde ağrı kesici ilaç almak istemez. Bu nedenle de doğal yollara başvurur. Böyle durumlarda ilaç tedavisi dışında adet sancısından kurtulmanın doğal yolları da vardır.

Peki, bu yöntemler nelerdir?

Regl döneminde kadınların yaşamış olduğu ruhsal ve fiziksel değişimler için hazırlanacak bitki çayları ile adet döneminin daha sakin ve rahat geçmesi sağlanır. Regl döneminin daha kolay geçmesi için ve adet ağrısına iyi gelen bitki ve hazırlayabileceğiniz bitki çaylarından bazıları şunlardır;

  • Adet sancısına iyi gelen bitkilerin başında tarçın gelir. Çubuk tarçın ya da toz tarçın adet sancısını azaltacaktır.
  • Ağrılı regl döneminde civanperçemi çayı iyi bir kurtarıcıdır. Adetiniz başlamadan 2-3 gün önce her gün civanperçemi çayı tüketmek, adet döneminin daha ağrısız geçmesini sağlar. Yarım litre kaynamakta olan suyun içerisine bir tutam civanperçemi atılarak bir taşım kaynatılır. Birkaç dakika demlendikten sonra süzülür. Hergün taze olarak hazırlanıp tüketilmelidir.

  • Adet ağrısını kısa bir sürede geçiren bir diğer bitki de safrandır. Ayrıca safran iyi bir adet söktürücüdür.
  • Zencefil bir çok hastalığın düşmanı olduğu gibi adet ağrılarının da azalmasında yardımcıdır. Ayrıca iyi bir adet söktürücü ve ağrı kesicidir. Zencefil istenirse bala karıştırılarak ya da çay olarak da tüketilebilir.
  • Adet ağrılarının azalmasına yardımcı bir diğer bitki ise fesleğendir. Bir miktar fesleğen kaynar suyun içine atılarak ılıması beklenir. Ilıdıktan sonra süzülerek içilir. Adet sancısı dönemlerinde fesleğen çayını rahatlıkla tüketebilirsiniz.
  • keten tohumu adet sancısından kurtulmanın bir diğer yoludur. Günde iki yemek kaşığı keten tohumu adet sancısı olduğunda tüketilmelidir.
  • Maydonoz sapı suyu bayanların zayıflmak amacıyla sıklıkla tükettiği bir kürdür. Maydonoz suyu adet sancısını da iyi gelmektedir.
  • Çayların içine çubuk tarçın ya da nane yaprakları atarak adet sancısından kurtulabiliriz. Günde 1 – 2 bardak nane içeren çay tüketmek faydalı olacaktır.
  • Adet sancısına iyi gelen diğer bitkiler ise; kişniş tohumu, susam, rezene, zencefilli ballı limonlu çaydır.
  • Adet ağrılarında ilaç almak iatemiyorsanız bitki çayları tüketerek ağrının azalmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca kendinizi sıcak tutmalı ya da sıcak su torbası kullanmalısınız.
  • Adet ağrılarında sırt üstü yatarak dinlenmek ağrının hafiflemesini sağlayacaktır.



 

Adet olamıyorum; Adet olmak için ne yapılmalı?

Adsız

Bir çok bayanda adet gecikmesi zaman zaman yaşanır. Adet gecikmesinin bir çok nedeni olabileceği gibi çoğunlukla bu durum geçicidir. Ancak adet gecikmesi bayanları oldukça rahatsız eden bir durumdur. Adet olamayan bayanların aklına ilk gelen soru, adet olmak için ne yapılır ya da adet söktürücü bitkiler nelerdir?

Adet gecikmesinin yaşanması, bebek sahibi olmak isteyen bayanlarda akla ilk olarak hamilelik ihtimalini getirir. Daha ileri yaştaki bayanlada ise menopoz korkusu gündeme gelir. Çünkü günümüzde menopoz yaşı giderek düşmektedir. Peki adet gecikmesinde hamilelik ya da menopoz söz konusu değilse ne yapılmalıdır?

Bayanlarda normalde adet döngüsü 28 gündür. Yani bir bayan 28 günde bir adet olması gerekir. Herhangi bir rahatsızlık yada adeti geciktirecek bir ilaç kullanımı yok ise adetin 28 yada 30 günde bir düzenli bir şekilde olması beklenir. Adet gecikmesinde ilk olarak hamileliğin olup olmadığından emin olmak gerekir. Kanda gebelik testi yapılmadan herhangi bir ilaç ya da bitki kürleri asla kullanılmamalıdır. Adet gecikmesi ya da adet olamamak her bayanı rahatsız ve tedirgin eder. Bu nedenle öncelikle gebelik testi yapılmalı, sonuç negatif ise doktorunuzun önereceği adet söktürücü ilaç ile adet olunabilir. Peki hap kullanmak istemeyen bayanlar ne yapmalıdır?

Adet gecikmesinde adet sökrürücü haplar ile adet getirilebilir. Ancak bu haplar doktor gözetiminde ve önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır. Öncesinde de mutlaka kanda gebelik testi yapılmalıdır. Bazı bitkilerde adet söktürücü özelliğe sahiptir. Adet olmak için bazı bitkilerden yararlanabiliriz. Bu bitkilerden bahsedecek olursak;

  • Kimyon, nane, nergis, rezene, papatya, civanperçemi, karabaş otu, misk, safran, havuç tohumu, anason, maydonoz gibi bitkilerden hazırlanacak çaylar adet söktürücü özelliğe sahiptir. Bu bitkilerden birisi seçilir ve günde 2-3 bardak içilmesi tavsiye edilen bu çaylar hergün taze olarak hazırlanmalıdır.
  • Özellikle papatya ve biberiye adet söktürücü bitkilerde ilk sırada yer alır. Bu bitkilerden birer tutam alarak süzgecin içerisine dökülür. Üzerine bir bardak kaynamış su ilave edilir ve ağzı kapalı olarak 5 dakika demlendirilir. Süzülerek sıcakken yudum yudum içilir.
  • Adet olmak için yapılabileceklerden bir diğeri de günlük olarak taze üvez meyvesi tüketmektir. Taze üvez meyveleri çok iyi adet söktürücüdür.
  • Kerevizin adet söktürmek için etkili olduğu da görülür. Bol tüketilen kereviz, sadece adet söktürücü değildir, adet problemleri için genel bir çözüm niteliğindedir. Bu nedenle uzmanlar adet problemlerinde bol kereviz tüketilmesini tavsiye etmektedir.
  • Dereotu tohumu ile hazırlanan çay da adet söktürmede etkisi büyüktür. 2 çay kaşığı dövülmüş dereotu ile yapılan bitki çayı adet söktürmeye yardımcı olur. Ya da dereotu kaynatılarak içilmelidir.
  • Hatmi çiçeği ve civan perçemi karşımından hazırlanan çay da adeti söktürmeye yardımcıdır.
  • Adet söktürücü olarak zerdaçal oldukça etkilisir. Çay şeklinde ya da yoğurt ile karıştırılarak tüketildiğinde adet gecikmesi sorununu ortadan kaldırır.
  • Kekik kaynatılarak çay şeklinde tüketildiğinde adet gecikmesinden kurtulabilirsiniz.
  • Adet söktürücü olarak ve adet ağrılarının azalmasında at kuyruğu bitkisi etkilidir. Çay şeklinde hazırlanan karışımın içerisine bal da ilave edilebilir.
  • Çörek otu ile bal karıştırılarak hergün tüketilirse adet sorunlarından kurtulabilirsiniz.

Çocuklarda Sınav Kaygısı

öğrn

Bu yazımızda ebeveynleri yakından ilgilendiren bir konu olan, çocuklarda sınav kaygısı hakkında bilgi vereceğiz. Çocuklarda sınav kaygısı nedir? Öğrenciler neden kaygı duyarlar? Anne babalar çocuklarının sınav kaygısını önlemek için neler yapmalıdır? Çocuklarda sınav kaygısı nasıl anlaşılır? Öğrencilerde sınav kaygısı nasıl önlenir? Sınav kaygısı ile başedebilmenin yolları nelerdir?

Sınav kaygısı hayatın her döneminde görülebilen bir olaydır. Özellikle son sınıf öğrencilerinde heyecan ve stres oldukça fazladır. Sınavların yaklaşması ile de bu heyacan giderek artmaktadır. Bu konuda anne ve babalar daha dikkatli olmalıdır. Çocuk kötü not alma düşüncesini felaketleştirme eğiliminde ise bu duruma sınav kaygısı denilmektedir. Ebeveynlerin çocuğun sınava dair heyecanının, stresin ve kaygı halinin artmadan önlem almaları gerekmektedir. Çocuklar sınav kaygısı yaşadığında sorulara odaklanmak yerine aklından geçen kötü senaryolara odaklanır. “Yapamayacağım, soruyu anlayamıyorum, başarısız olacağım” gibi düşünceleri devamlı tekrarlar. Hatta çocuk fazla endişelendiği için bazı çocuklarda kalp çarpıntısı, terleme, huzursuz olma yada ellerde titreme gibi durumlar da görülebilir. Çocuk sınav öncesinde endişelenmeye başlar ve sınava da kaygılı girdiği için sorular yerine aklından geçenlere çok fazla yoğunlaşır. Bu nedenle sorulara odaklanamaz, sorulara odaklanamadığı için de soruların çözümünde zorluk yaşar. Böyle bir durumda çocuk başarısızlık korkusunu daha fazla yaşar.

Sınav heyacanı normal bir durumdur ve bir çok kişi sınav sırasında heyacan ve kaygı yaşar. Aslında kaygı belirli bir düzeyde olduğunda sınava hazırlanmamızda bize yardımcı olur ve başarı sağlar. Dikkatimizi toplamamızı, sorulara odaklanmamızı ve motive olmamızı sağlar. Fakat kaygı artıkça odaklanmakta güçlük yaşarız. Dikkatimiz dağılır ve bilgileri hatırlamakta güçlük çekeriz. Çünkü artık sorular yerine aklımızdan geçen kötü başarısızlık senaryolarına yoğunlaşmışızdır. Bu nedenle çocuklarda sınav kaygısı oldukça önemli bir konu olup mutlaka önlem alınması gerekir.

Çocuklara bu konuda çok fazla baskı yapmak yanlıştır. Düşünceler, kaygıyı etkileyen en önemli faktördür. Elbette yeteri kadar çalışmamak ve konu tekrarı yapmamak da sınav kaygısı yaşanmasına neden olacaktır. Sınav kaygısını önlemek için ilk olarak olumlu düşünmek ve kötü senaryoları düşünmemek gerekir. Sınava çalışmak için son günü beklememek, zamanı çok iyi kullanmak gerekir. Sınavlarda başarılı olmak hem çocuk hemde aileler için elbette önemlidir. Ailelelerin sınava yönelik tutumları da çocuğu etkileyecektir. Bu nedenle aileler kaygılarını çocuğa yansıtmamalı ve yüksek beklenti içinde olmamalıdır. Çocuktan yüksek beklenti umulması, çocuğu baskı altına alacaktır. Bu yüzden aileler sınırların farkında olmalı, sınavları ölüm kalım meselesi haline getirmemelidir. Her çocuk başarılıdır, bu nedenle çocuğu akranları ile kıyaslamak oldukça yanlıştır. Başarı da ilk kural empati, duygu ve düşünce paylaşımıdır. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aileler çocukları için uygun rol modelliği yapmalı, uygun sorun çözme davranışları geliştirmelidir. Bu şekilde çocukta sınav kaygısı azalacaktır. Gerekirse aileler bir uzmandan destek de almalıdır. Çünkü sınav kaygısı çocuğun başarısını önemli ölçüde etkilemektedir.

KADINLARDA YUMURTLAMA OLMAMASININ NEDENLERİ

Kadınlarda yumurtlama olmamasının nedenleri nelerdir?yumurtlama-gunu

Gebelik oldukça sistemli bir süreçtir ve sıralı bir şekilde devam eder. Kadınlarda belirli bir yumurtlama kapasitesi vardır ve her kadın belirli bir yumurtlama kapasitesi ile dünyaya gelir. Ergenlik ile beraber ayda bir yumurtlama gerçekleşir ve menopoz dönemine kadar da bu devam eder. Düzenli şekilde ayda bir yumurtlamanın olması kadının sağlıklı bir şekilde üreyebileceğinin göstergesidir. Aynı zamanda yumurtlamanın olması, adetlerin düzenli şekilde olması ve hamile kalınabilmesini de sağlar. Önemli olan yumurtlamanın düzenli bir şekilde olmasıdır. Aksi durumda adet düzensizlikleri başlayacaktır ve bunun sonucunda da hamile kalmak zorlaşacaktır.

Adet kanamasının başladığı ergenlik yıllarında ve menopoz öncesindeki bir kaç yıl adet düzensizlikleri görülür. Bunun nedeni yumurtlamanın düzenli şekilde olmamasındandır. Adetin başladığı ilk yıl, genç kızlarda yumurtlama düzenli şekilde olmaz ama sonraki yıllarda bu durum ortadan kalkar. Düzenli şekilde yumurtlama ve adet olunur.

Yumurtlamanın olmaması bazı sorunlara yol açar ve bu bayanları oldukça etkiler. bu nedenle istenilen yumurtlamanın düzenli şekilde olmasıdır. Aksi durumda adet düzensizlikleri başlayacak ve hamile kalmak zorlaşacaktır. Yumurtlamanın olmaması yani yumurtlama bozukluklarının bazı nedenleri vardır. Ancak kadının yumurtlama olmadığını kendisinin anlaması zordur. Yumurtlama bozukluğunda adet düzensizliği başlar ve kadının doğal yolla hamile kalması zorlaşır. Bunun sonucunda da kadınlar bir kadın doğum uzmanına başvurur. Yapılacak jinekolojik muayene, ultrason ve testler ile yumurtlamanın olup olmadığı ya da neden olmadığı anlaşılır.

Kadınların bir diğer merak ettiği soru ise, yumurtlama olmadan hamile kalınır mı?
Hamileliğin gerçekleşmesi için sperm ve yumurtanın birleşip döllenmesi gerekir. Sperm ya da yumurtanın olmaması durumunda gebeliğin doğal yolla oluşması imkansızdır.

Yumurtlama bozuklukları gebe kalmaya engel bir durumdur ve bayanlarda bu neden çok sık görülür. Çeşitli nedenlerle yumurtlamanın olmaması ya da düzensiz ve seyrek olması yumurtlama bozukluğudur. Tedavisi vardır, genelde ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

Yumurtlama olmamasının nedenleri nelerdir?
⦁ Polikistik over sendromu (PCOS) ergenliğe kadar uzanan bir süreçtir ve nedeni tam olarak bilinmemektedir. Yumurtanın gelişmemesi sonucunda kist oluşur ve bu durum tekrarladıkça küçük çapta kistler de artar. Yumurtlama olmaması sonucunda adet düzensizliği başlar ve bunun sonucunda da folikül gelişimi yavaşlar.
⦁ Aşırı stres altında olmak, yumurtlama döneminde yumurtaların sağlıklı biçimde oluşmasını etkileyebilir. Bunun yanında stresin adet üzerinde çok büyük etkisi vardır. Adet düzensizliklerinin en önemli nedeni strestir. Stres erken adet ya da adet gecikmesi durumlarına neden olmaktadır.
⦁ Psikolojik travmalar yumurta oluşumunu olumsuz etkileyeceğinden yumurtlama bozukluklarına neden olmaktadır.
⦁ Beslenme bozuklukları ve aşırı kilo kaybı da yumurtlama bozukluklarına neden olmaktadır. Dengeli ve düzenli beslenmek folikül gelişimini olumlu etkilemektedir.
⦁ Obezite de beslenme bozukluğu sonucunda aşırı kilo alınmasına neden olur. Bu da yumurtlama sorunlarına yol açar.
⦁ Troid bezi bozuklukları hamile kalmayı zorlaştırdığı gibi gebelikte de istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Tiroid bezinin az çalışması hamile kalmayı zorlaştırır, fazla çalışması ise gebelik kayıplarına ve erken doğuma neden olmaktadır. Bu nedenle hamilelik planlayan kadınlar mutlaka troid muayenesi yaptırmalıdır.
⦁ Emzirme döneminde yumurtlama olmamasına sıklıkla rastlanır. Emziren annelerde bu durum geçicidir. Bazı bayanlarda ise emzirme döneminde yumurtlama bozukluğu görülmez.
⦁ Kullanılan bazı ilaçlar yumurta oluşumunu olumsuz etkiler.
⦁ Menopoz
⦁ Genetik bozukluklar
⦁ Beyinde hipofiz bezi ile ilgili sorunlar
⦁ Yumurtalık (OVER) kistleri
⦁ Böbrek üstü bezi hastalıkları

YUMURTLAMA (OVULASYON) NE ZAMAN OLUR VE KAÇ GÜN SÜRER?

Bu yazımızda yumurtlama(ovulasyon)hakkında bilgi vereceğiz. Yumurtlama nedir? Yumurtlama nasıl olur?yumurtlama-gunu Yumurtlama kaç gün sürer? Yumurtlama adetten sonra kaçıncı gün olur ve kaç gün sürer?
Hamile kalmak isteyen bayanlar yumurtlama günlerini takip ederek hamilelik şansını arttırabilir. Hamilelik şansını arttırmak için yumurtlama gününü takip etmek önemlidir. Bu nedenle ilk olarak yumurtlama ne zaman olur sorusunu cevaplayalım. Yumurtlama 28 günde bir adet gören bir kadında 14. günde, 30 günde bir adet olan bayanda ise 16. günde olur. Yani yumurtlama adet döngüsünün ortasındaki günlerde olur.
Adet döngüsü ilk adet günü ile sonraki âdetin ilk günü arasındaki süreçtir. Bu süreç normalde 28 ile 30 gün arasında değişmektedir. Daha geç adet gören bayanlarda ise yumurtlama daha geç olur. Örneğin; 35 günde bir adet gören kadında yumurtlama yaklaşık 21. gün olur. Bu nedenle bayanlar ilk adet gününden saymaya başlayarak yumurtlama günlerini hesaplayabilir. Hamilelik için şansın en yüksek olduğu dönem yumurtlama gününe en yakın olan 3-4 günlük dönemdir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki yumurtlama bir kaç gün süren bir olay değildir, yumurtlama olur ve biter. Yumurtlama olduktan sonra yumurta hücresi 24 saat canlı kalabilir. Erkek sperm hücresi ise ortalama 3 gün yaşayabilir. Yani yumurtlamadan 2-3 gün önce ve bir gün sonra cinsel ilişki olursa hamilelik olabilir.

Hamilelik şansını arttırmak için bayanlar bu günleri takip etmelidir. Yumurtlamanın olduğu gün ve önceki üç gün hamileliğe en elverişli zamanlar olduğu için hamile kalma ihtimali yüksektir. Bir çok bayan yumurtlama gününü takip ederek kolaylıkla hamile kalmıştır.
Erkek sperm hücresi ortalama 3 gün yaşayabilir. yani yumurtlamadan 2-3 gün önce cinsel ilişkiye girilmiş ise yumurtlama olduğunda döllenme olur ve gebelik gerçekleşir. aynı şekilde yumurtlamadan sonraki gün de hamilelik olabilir. Ancak yumurtlamadan 2-3 gün sonra cinsel ilişkiye girildiğinde gebelik ihtimali oldukça düşüktür. Çünkü yumurta hücresi ortalama 24 saat canlı kalabilir.
Yumurtlama gününü takip etmek hamilelik şansını arttırır ancak sadece yumurtlama tarihini hesaplamak yeterli değildir. Çünkü gebeliğin oluşması için yumurtalıklarında düzgün bir yumurta oluşması, bunu ovulasyon yapması( yani yumurtlaması) ve bu yumurtanın tüpler tarafından yakalanarak burada sperm ile döllenmesi gerekir. Bu nedenle bir yıl korunmasız düzenli cinsel ilişkiye rağmen hamilelik oluşmamışsa mutlaka bir kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Yapılacak muayene ve testler sonucunda hamileliğe engel bir durum olup olmadığı anlaşılmaktadır.
Hamile kalamamanın en önemli nedeni adet düzensizliğidir. Çünkü adet düzensizliklerinde yumurtlama günü herhangi bir günde olabilir. Bu nedenle yumurtalıkların düzgün çalışması önemlidir. Yumurtlamanın takvim hesabı dışında bazı belirtileri vardır. Bunları sıralayacak olursak; vücut ısısında artış, vajinal akıntıda artış, tek taraflı ya da çift taraflı kasık ağrısı, göğüslerde hassasiyetin artması ve bazen cinsel istekte artıştır.